 |
| Al Bayrak |  |
| Atatürk |  |
| İlker Başbuğ |  |
| Rauf Denktaş |  |
| Bekir Akoğul |  |
| Açık Mektuplar |  |
| İçerik |  |
| Fikir Yazıları |  |
| Ülkücü Kalemler |  |
|
Ahmet YılmazBekir AkoğulÖzgür ÇelikRecep KüçükizsizZiyaretçi Yazar | |
| Mehmetçik Vakfı |  |
| Türkmen Cephesi |  |
| Basın ve Medya |  |
| Bağlantılar |  |
| Arama |  |
| Fotoğraflar |  |
| Bozkurtlar |  |
| Site İzlenimi |  |
Şu ana kadar 766870 sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Haziran 2008 | |
| İrtibat |  |
|  |
SEVD??? ?ARKILAR
FİKİR YAZILARI
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN RADİKAL SİYASAL PROGRAMI
Türkiye'nin Irak-Kıbrıs-AB-IMF sürecinde içine itildiği
stratejik kıskaç, ülkemizin, Cumhuriyet'in kurucu ideolojisi olan Türk
milliyetçiliğinin iktidarına, Mustafa Kemal Atatürk devrinin fikrî ve ruhi
yapısına ne kadar ihtiyaç duyduğunu bir kez daha gösteriyor. Ancak, Türk
milliyetçiliğininin bugün içinde bulunduğu fikri-ruhî bunalım süreci Türk
milliyetçiliği ne aydınlarını Türk halkının büyük bir kısmı için ne yazık ki bir
umut olmaktan çıkarmıştır.
Uzunca bir süreden bu yana Türk milliyetçiliğine musallat olan fikri ve ruhî
pasifizm/ılımlılık, Türk milliyetçiliğinin gündemini belirliyor. Kısaca atalet,
korkaklık, ürkeklik gibi ruhi bir tavrın ve Türk milliyetçiliğini gerçek zemini
üzerine yerleştirememenin sonucu olan bu tutum, Türk milliyetçiliğinin sahip
olduğu politik dinamizmin ortaya çıkmasını engellediği gibi Türk
milliyetçiliğinin ideolojik gelişimini de engelliyor.
Bu fikri ve ruhi tutum; Türk toplumunun en dinamik, en zinde ve en mücadeleci
unsurları olan Türk milliyetçilerinin adeta ruhunu çalmakta, içlerini
boşaltmaktadır. Türk milliyetçilerini eylemden kopartmaktadır.
Söz konusu pasifizm/ılımlılık hastalığının kökeninde, Türk milliyetçiliğini "evcilleştirmek",
"sistem ile uyumlu hâle getirmek" sistemin uslu ve beğenilen küçük çocuğu yapmak
kaygısı vardır. Pasifist/ılımlılık hastalığının kökeninde bir yandan Türk
milliyetçiliği ile sağlam bir ideolojik ilişki kurulamaması öte yandan ise "derin
devletin" darbesini yemekten, ikinci bir 28 Şubat yaşayarak "Erbakanlaşmaktan"
duyulan kemiklere kadar işlemiş bir korku vardır. Korku ile iktidara talip
olunmaz, korkarak da iktidar olunmaz.
Oysa, Türk milliyetçiliğinin gerek ideolojik gerek politik olarak içine sokulmak
istendiği pasifizm/ılımlılık, hem tarihsel ve ideolojik olarak hem de günün
politik şartları açısından da Türk milliyetçiliğine aykırıdır. Türk
milliyetçiliği ortaya radikal bir siyasal eylem programı ve uygulaması olarak
çıkmıştır.
Türk milliyetçiliğinin en radikal eylemi Kurtuluş Savaşı ve Türkiye
Cumhuriyeti'ni ortaya çıkaran Türk Devrimi'dir. Türk milliyetçiliğinin ikinci
radikal evlemi ise Kurtuluş Savaşı'mızın kutsal sonucu olan Türkiye
Cumhuriyeti'nin bağımsızlık ve varlığını koruma mücadelesi olan Ülkücü Hareket
olmuştur.
Ancak, Türk milliyetçiliği, radikalizm adına radikalizm hastalığına tutulmuş
politik bir süreç değildir. Bir doktorun hastasına verdiği tedaviyi hastalığın
türü ve ağırlığı belirler. Eğer hastanın tutulduğu illet aspirin tedavisi ile
geçecek ise doktorun radikal bir müdahale olan ameliyatı gerçekleştirmesi söz
konusu olmaz. Ancak, hasta ağır bir hastalığın pençesinde ise doktor radikal
tedavi şekilleri olan ameliyat, kemoterapi gibi tedavi biçimlerine yönelir.
Doktorun aspirin tedavisi uygulaması, onu ılımlı yapmadığı gibi ameliyat ile
hastalığı gidermeye çalışması da onu radikal yapmayacaktır.
Türk milliyetçileri de radikal olmak adına radikal düşünce ve eylemler
geliştirmemişlerdir. Türk milliyetçilerinin tedavi etmeye talip oldukları hasta
Türkiye, ağır hasta olduğu için, çok ağır sorunlarla karşı karşıya olduğu için,
Türk milliyetçileri, Cumhuriyet'in kuruluşundan, Gümrük Bakanlığı döneminde Gün
Sazak'a kadar uzanan süreçte, gerekli olan radikal politikaları geliştirmişler
ve başarı ile uygulamışlardır.
Bu çalışmanın değişik noktalarında Türk milliyetçiliğinin üretmesi gereken
radikal politikalar yaklaşımı, Türk milliyetçiliğinin radikallikten ne anlaması
gerektiği sorusuna tartışmalara meydan vermemek için çok açık bir cevap
verilmesini gerektirmektedir. Bu konu ile ilgili olarak çok büyük bir berraklık
ve netlik içinde olmalıyız. Son dönemde radikallik başlı başına "kötü"
tanımlaması çerçevesine alındığı için radikal politik çözümler yerine çürümüş
sistemle uyumluluk veya ikinci Cumhuriyet çözümleri bir erdem olarak
sunulmaktadır. Oysa radikal politikalar boşuna bir radikalliğin değil, durumun
gereğinin sonucu ise radikal politikalar üretmek ve uygulamaktan başka çare
yoktur.
Bu çerçevede bugün yaşadığımız Türkiye'ye baktığımız zaman gördüğümüz husus; bu
ülkenin ağır bir ekonomik, politik, sosyal hatta ahlâki bir buhran geçirdiğidir.
Siyasal hareketlerin bu ağır hasta olan Türkiye için önerdiği tedaviler, siyaset
dili ile politikalar olmalıdır. Esasen, siyasal partilerin varlık nedeni de
budur.
1919'da Türkiye'nin kaderine el koyan Türk milliyetçileri, Türkiye'ye manda
önerisinde bulunan aydınları ve devlet adamlarını İstanbul'un karanlıklarına
gömerek Anadolu'da bağımsızlık ateşini yakarken, Türkiye'ye, Türk milletine
radikal bir çözüm önermişlerdir: "Ya İstiklâl ya Ölüm". İstanbul buna
inanmamıştır. Bir çok aydın, subay, gazeteci, Ankara'daki Türk milliyetçilerini
maceracılıkla, bugüne tercümesi radikallikle suçlamıştır. Ancak, Türk halkı,
kendisine bağımsız yaşama seçeneği ile ölüm arasında bir seçiım ortaya koyan
Türk milliyetçilerini tercih etmiştir. Sonuç, yurttaşı olmaktan gurur
duyduğumuz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'dir. Türkiye Cumhuriyeti, Türk
milliyetçiliğinin eseridir.
Atatürk'ün ölümünden sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni yöneten siyasal elit, Türk
milliyetçiliğini bir siyasal eylem programı olarak uygulamaktan vazgeçmiştir.
Türk milliyetçiliğinin bir siyasal eylem programı olarak Türk milletinin önüne
konması için 1965'e kadar beklemek gerekmiştir. Bu tarihte, CKMP yönetimini ele
alan ve siyasal yaşama ilk adımını bir ihtilâl önderliği ile atan Alpaslan
Türkeş ve kendisi gibi ihtilâlci Türk milliyetçileri olan arkadaşları, Türk
milletinin önüne "Müreffef ve Kuvvetli Türkiye için CKMP Programı"nı
koymuşlardır. Programı okuyunca, Türk milliyctçiliğinin bu yeni siyasal
liderinin Türk milletine, devletin ve toplumun yeniden yapılandırılması
gerektiğini söyleyen bir programı, radikal bir tedaviyi önerdiği görülmüştür.
Türk milliyetçiliğinin yeni yorumu olan 9 lşık'ın içine sindirildiği program
esasen Türkiye için Türkeş'in önerdiği radikal tedaviyi de soyut bir çerçevede
bırakmamakta, yapılması gerekenleri teker teker anlatmakır. Bunu, "Milletin ve
Devletin Yeniden Teşkilatlandırılması" başlıklı 19 maddede görmekteyiz: a)
İdarî reform, b) Topyekün mesleki ve teknik eğitim, c) Tarım
ve toprak reformu, d) Endüstrileşme, e) İş ve üretim seferberliği,
f) Yerleşme ve yaşama düzenin tanzimi ile gerçekleşecektir" denmektedir.
Programın 45. maddesinden 254. maddesine kadar adım adım devletin ve milletin
yeniden örgütlenmesinin nasıl gerçekleştirileceği anlatılmıştır. Başbuğ
Türkeş'in Türkiye'ye yeni bir şekil vermeyi hedefleyen Türk milliyetçiliği
programı sadece parti programına değil, bütün bir parti yayınına, gençliğe bir
anda nüfuz etmiş, onları cezbetmiştir. Türk milliyetçilerinin Türk milletine
sunduğu bu büyük dönüşüm programı, dönemin entelektüel yaşamı üzerinde hâkimiyet
kurmaya çalışan sosyalist solu bile önce şaşkına uğratmış, sonra bu programa
"romantik" bir program suçlaması yapılmıştır.
Ancak, Türk milliyetçiliğinin sağlıklı demokratik koşullarda programını Türk
milletine anlatması, 1960'ların sonundan itibaren Türkiye'ye karşı geliştirilen
dolaylı saldırı ve örtülü istilâ ortamında ne yazık ki gerçekleşmemiştir. Bu
saldırının karargâhları olarak Türk üniversiteleri seçilmiş, Türkiye'nin
geleceğini temsil eden Türk gençliğinin beyni yıkanmış, Marksist mankutlar, yani
beyni yıkanmışlar yapılması hedeflenmiştir. Bu amaçla öncelikle Türk
milliyetçilerinin üniversitelerden atılmasına çalışılmış, beyni yıkanmış Türk
gençleri, Türk milliyetçisi gençliğin üzerine saldırtılmıştır. 1968-1980 arası
Türkiye için acı yıllardır. Gerçekleşmesini Türk milliyetçilerinin asla arzu
etmediği üzücü olaylar yaşanmıştır. Ancak, bu süreç içinde Türk milliyetçileri
Türkiye'nin nefsi müdafasını temsil etmişlerdir. Türk ülkücü hareketinin
direnişi olmasa idi, Türkiye'nin Afganistanlaşmasını engellemek mümkün
olmayacaktı. NATO'nun Soğuk Savaş süreci içindeki varlığı bile sokakları, meslek
grupları, okulları/üniversiteleri komünistleşmiş bir Türkiye'de çok işe
yaramayacaktı. 100 sene sonra, Türkiye tarihini yazan tarafsız tarihçiler ülkücü
hareketin bu konumunu çok daha açık bir dille belirlemek durumunda
kalacaklardır.
Ancak, Türk milliyetçilerinin radikalizmi, 1965-1980 arasında içine çekilmeye
çalışıldıkları çatışmada Türkiye'nin nefsi müdafasını temsil etmelerinde değil,
ortaya Türkiye için koydukları programda aranmalıdır. Bugün Türkiye 1970'li
yıllardan daha ağır bir buhran geçirmektedir. Türk milliyetçiliği, 1965'te
olduğu gibi şimdi Türkiye'nin 21. yüzyıla güçlü bir ülke olarak taşınması için
1900'lerden başlayıp bir yüzyılı aşan birikimden hareketle ideolojik yenilenmeyi
gerçekleştirmek "milletin ve devletin Cumhuriyet'in kuruluş esaslarına sadık
kalarak yeniden örgütlenmesini sağlamak zorundadır. Topyekün bir tedaviyi
öngören bu yaklaşım radikal olmalıdır.
"Ülke ve ulusların bugünü için umut yarını için umut kaynağı olan gençlik ayni
zamanda, bir devletin devamlılık konusundaki güvenidir. Önemi büyüktür yücedir."
(Türk Gençliği İçin CKMP Hizmet Programı) Bu anlayış çerçevesinde, radikal bir
Türk milliyetçiliği topyekün tedavi programı içinde Türk gençliğinin alması
gereken yer, üniversiteler, kütüphaneler, lâboratuvarlar, dil kurslarıdır.
Türkiye'nin yeniden yapılanması buralardan geçecektir.
Öte yandan pasifizm/ılımlılık hastalığının Türk milliyetçiliğinin gündemine bir
dogma olarak hâkim olmasından sonra, milliyetçileri ülkemizin ve milletimizin
çok ağır sorunlarla karşı karşıya olmasına rağmen, bu hastalıkların üstesinden
gelecek radikal çözümler önermekten, geliştirmekten âdeta korkmuşlardır. Türk
milliyetçiliği silikleşmiş, doğrularını yitirmiş, Avrupa Birlikçi bir Batıcılığa
kaymıştır. Türk milliyetçiliği siyasal bir program olmaktan çıkmış/çıkarılmış ve
Türkiye Brezilya futbol maçında bayrak sallama şeklindeki bir amigoluğa
indirgenmiştir.
Türk milliyetçiliğinin ideolojik dirilişi ve yenilenmesinin önündeki mevcut
hareketin ruhuna sinen "ılımlılık hastalığı" kaldırılmadan ideolojik dirilişin
gerçekleşmesi çok zordur. Çünkü, bu ruh hâli, Türk milliyetçiliğinin, Türklüğün
ve Türkiye'nirı 21. yüzyılın başında karşı karşıya olduğu ağır sorunlara radikal
ve gerçekçi çözümler üretmesini engellemektedir.
Bu ruh halinin tasfiyesi, Türk milliyetçilerinin ortak görevidir. Her Türk
milliyetçisi, Türk milliyetçiliğinin her şeyden önce bürokratik kalıplar
içerisine sıkıştırılamayacak bir hareket olduğunun bilinci ile Türk
milliyetçiliğini sahip olduğu tarihe, sahip olduğu politik geleneğe, bu politik
gelenek içinde yetişen fikri önderlere sahip çıkması için çalışmalıdır.
Bu ruh halinin ve politik duruşun tasfiyesi, Türk
milliyeçilerinin Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Türklüğün menfaatlerine
karşı gerçekleşen her politik, ekonomik, kültürel eyleme karşı duruş sürecini
bir birey olarak başlatması ve başlatmayanlardan hesap sorması ile
gerçekleşecektir. Türk milliyetçileri artık Türkiye için ideolojik yenilenme
süreci içinde radikal çözümler üretmek zorundadırlar. Kaybedecek zaman yoktur.
Türkiye, Türk milletinin elinden alınmaya çalışılmaktadır.
Türk milliyetçileri en kısa zamanda halkın büyük çoğunluğunu arkalarına alarak,
Türkiye Cumhuriyetini 21. yüzyıla taşımanın mücadelesini vermek zorundadurlar.
Zafer, ancak zafere inananlarındır.
Prof. Dr. Ümit Özdağ
GERİ
|  |
| Gökbayrak |  |
| Başbuğ |  |
| A. Türkeş Vakfı |  |
| İnancımız |  |
| Kuran Dinle |  |
| Hadis |  |
| Ülkücü Şehitler |  |
| 9 Işık |  |
| Ozan Arif |  |
| Türkiye Enstitüsü |  |
| Ümit Özdağ |  |
| Milli Davalarımız |  |
| Anket |  |
| Ocak |  |
| Günün müziği |  |
|

MÜZİK DİNLE
| |
| ARŞİV'DEN |  |
| 
|