Welcome to !

     Al Bayrak


     Atatürk


Büyük Önder


     İlker Başbuğ


Ordumuzun Başbuğ'u


     Rauf Denktaş


Ender Rastlanan
Devlet Adamı


     Bekir Akoğul


     Açık Mektuplar


- 1. Açık Mektup
- 2. Açık Mektup


     İçerik

- 12 Eylül
- Fotoğraf Albümü
- Videolar
- Abide Şahsiyetler


     Fikir Yazıları

22 Temmuz 2007 Seçimleri ve M.H.P.

Türk Milliyetçiliğinin Radikal Siyasal Programı

Türk Milliyetçiliğinin İdeolojik Yapılanması

Türk Milliyetçiliğinin Durum Tespiti

Türkiye'de Kriz

Büyük Orta Doğu Projesi ve A.K.P.

21.Yüzyılda Türk Milliyetçiliği ve Cumhuriyetin En Uzun On Yılı

Dava Adamlığı!

Rüşvet Bir Meslektir!

Gövde Ya da Değer Adamı Olmak!

Hareket Vazgeçilmezlerine Saygı Göstermelidir

Davaları İyi Olduklarına İnananlar Öldürür

Ülkücü Düşünür ve Yazarların Sorumlulukları

Türkçülük ve Türk Birliği

Yahudiler

30 Ağustos Zaferi'nin Doğuşu

7 EKİM Darağaçlarında Can Veren Şehitlerimizi Anma Günü

Cumhuriyet Nasıl İlan Edildi?

EKLEMELER DEVAM EDECEKTİR...


     Ülkücü Kalemler
Ahmet Yılmaz
ahmetyilmaz@ankara.tc

Milletsiz Devlet Milliyetçiliği!
Bekir Akoğul
bekirakogul@gmail.com

VATAN BİR BÜTÜNDÜR.
Özgür Çelik
bilgi@ozgurcelik.org

Geciken ve ihmal edilen Milli Felsefe (1)
Recep Küçükizsiz


Mustafa'm bir bakı ver..
Ziyaretçi Yazar


NEDEN EVET...

     Mehmetçik Vakfı


T.S.K. Mehmetçik Vakfı


     Türkmen Cephesi


Irak Türkmen Cephesi


     Basın ve Medya


BengüTürk



Yeniçağ TV



Ata TV


Yeniçağ Gazetesi


Ortadoğu Gazetesi


Art Avrasya TV


     Bağlantılar

- Ali Güngör
- Ötüken
- Ülküm
- Yusufiye
- Yalnız Kurt
- Türk Gündem
- Başbuğ.Net
- Ali Kınık
- Lünen Ülkü Ocağı
- F. Kaya Kuzucu
- Araz Elses
- Hasan Sağındık
- M.H.P.
- Abdullah Çatlı


     Arama



     Fotoğraflar

DSC04876.JPG
DSC04876.JPG

DSC04896.JPG
DSC04896.JPG

ozan_48.JPG
ozan_48.JPG

Photo Gallery

     Bozkurtlar


Yusufiyeli Bozkurtlar -1-

Yusufiyeli Bozkurtlar -2-

Yusufiyeli Bozkurtlar -3-

Yusufiyeli Bozkurtlar -4-

Yusufiyeli Bozkurtlar -5-


     Site İzlenimi
Şu ana kadar
766877
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Haziran 2008

     İrtibat

- Bekir Akoğul
ve
Site Ekibi


SEVD??? ?ARKILAR

FİKİR YAZILARI

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN İDEOLOJİK YAPILANMASI

İdeolojik bir yaklaşım olmayınca, milliyetçi siyasal partilerin politikalarını ilkeler değil, ilkesizlikler, kişisel tercihler, korkular, menfaatler belirlemektedir. Türk milliyetçiliğinin yeniden yapılandırılmasının sorumluluğu, ne bir kuruma ne de kişilere aittir. Bu, Türk milliyetçisi aydınların, kurumlar dışında taşıdıkları ortak sorumluluktur. Siyasal Türk milliyetçiliği geleneği içinde yer alan bütün kurumlar bu sürecin karşısında değil içindedirler, içinde olmalıdırlar, ancak nasıl içinde olacaklarını da kendileri belirleyeceklerdir.

Türk milliyetçisi aydınlar ve gençlik bir fikirsizlik süreci içinde belirsizliğe itilmektedir. İdeolojik bir alt yapıya sahip olmayan gençlik ve fikrî duraklama içinde olan aydınlar, Türk milliyetçiliğinin özünden uzaklaşmayı temsil eden politikalar ve eylemler karşısında, Türk milliyetçiliği adına hesap soramamaktadırlar. Arzu edilen de zaten budur.

İdeolojik körleştirme politikası, Türk milliyetçiliğinin hiçbir temel değeri ile örtüşmeyen, ilkesiz, belkemiksiz politikaları kitleye dayatarak veya oldu bittilerle kabul ettirerek, Türk milliyetçiliğini yönetme olanağına kavuşulmasına yaramaktadır. Ancak, bu uygulamanın kaçınılmaz sonucu olarak, gençlik, açık bir ideolojik analiz gerçekleştirmese dahi, sağduyusu ile inandığı değerlere ihanet edildiğini hissederek, umutsuzluk ve kızgınlığın neden olduğu bir patlamanın arifesinde yaşamaktadır. Türk milliyetçisi aydın, bir ömür boyu inandığı değerlere ihanet edildiği düşüncesi ile kızgın ve âdeta "benden uzak olsun da ne olur ise olsun" şeklinde bir ruh hâli ile, geri çekilmiş, üzüntü ile sergilenen oyunu seyretmektedir.

Türk milliyetçisi aydınlara bu aşamada büyük bir sorumluluk düşmektedir. Türk milliyetçisi aydınlar, Türk milliyetçiliğinin sadece Türkiye'de değil bütün Türk dünyasında yeniden dirilişini gerçekleştirecek bir ideolojik canlanma sürecini başlatmak için çalışmaya koyulnıak zorundadırlar.

Türk milliyetçilerinin ve Türkiye'ye sadakati devam eden geniş kitlelerin ricatın durdurulması ise yeni bir anlayış, yeni bir ruh ve yeni bir ideolojik anlayışa dayanan reform programına bağlıdır. Türk milliyetçilerinin önündeki acil ideolojik görevlerden birisi hatta en başta geleni, Türk milliyetçiliğine özgün bir radikal reform programı hazırlayarak Türk toplumunun önüne koymaktır.

Bu çerçeveden bakıldığında, acil görevin neden milliyetçi bir reform programı oluşturmak olduğu, daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet ve sivil toplum alanında, bütün yaşam alanları ve boyutları hızla tahrip edilmektedir. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti'nin yenilenerek, güçlenerek, toplumsal, ekonomik, kültürel ve siyasal bir yenilenme/onarılma sürecinden geçerek, 21. yüzyıla taşınması; bütün bürokratik, toplumsal ve siyasal yaşam alanlarını kapsayan radikal bir Türk milliyetçisi reform programının hazırlanmasına ve yaşama geçirilmesine bağlıdır.

Mevcut sisteme teslim olan, uyumlu bir tavır takınan, küreselleşmenin arka bahçesinde yer almayı kabul eden yaklaşımların Türk milliyetçiliği için değil radikal bir reform programı hazırlaması, olağan bir program bile hazırlaması mümkün değildir. Türk milliyetçiliği bugün temsil ettiği politik çizgi ile statükonun milliyetçiliği noktasına kaymıştır. Oysa, siyasal Türk milliyetçiliği statükonun milliyetçiliği değil, "Yıkılsın düzen, yaşasın devlet" diyerek statükoya meydan okumuş bir milliyetçiliktir. Türk milliyetçiliğinin mevcut idare-i maslalıatçı tavrı tasfiye ederek, milliyetçi hareketi radikal reformcu çizgisine oturtmaları bir zorunluluktur. Türk milliyetçiliğinin ideolojik yenilenmesi ve radikal bir reform programı ile Cumhuriyetimizin yenilenerek 21. yüzyıla taşınması, mevcut çarpık sisteme, Türkiye'yi bir iç sömürge gibi gören ve sömüren siyasal ve ekonomik sisteme direnç gösterme, meydan okuma ve onunla savaşma cesaretini göstermeden geçmektedir.

Bazı, Türk milliyetçileri, içine girdikleri bıkkınlık ve bezginlik şeklindeki ruh halinde, Türk milliyetçiliği ile olan bağlarını, 1970'li yıllarla kurulan bir "muharipgazilik" bağı içinde sürdürmekte; milliyetçilik, onlar için zaman zaman eski arkadaşları görmek amacı ile ziyaret edilecek "manevi bir kahvehane" ııiteliği taşımaktadır. Bu tavır, en az, Türk milliyetçiliğinin gelişmesine aktif olarak karşı koyanların tavrı kadar zararlıdır. Çünkü, bu tavır, yeni yetişen Türk milliyetçisi gençlere kötü örnek olarak, onların dinamik ve inançlı gelişimini engellemekte, ruhlarını söndürmektedir.

Türk milliyetçiliğinin 21. yüzyılda ideolojik olarak gelişerek, Türkiye'nin Türk dünyasının ve bütün bir Avrasya'ya yayılmış olan değişik boylar şeklinde oluşmuş olan Türk ulusunun geliştirerek varlığını etkili bir siyasal eylem planı şeklinde sürdürebilmesi, temel ölçütlerini yeniden belirlemesine bağlıdır. Türk milliyetçileri Türkiye içinde yeni ulusal güvenlik ve ulusal menfaat tanımlamaları yapmak zorundadırlar. 20. yüzyılın başında Türkiye Cumhuriyetini kuranlar, Türk milliyetçiliğinin ışığında Türkiye'nin ulusal güvenliğini ve ulusal menfaatlerini tanımlarken önceliği, 19. yüzyılın sonu ve 20 yüzyılın başında yaşanan olayların ışığında devletin kurulması ve jeopolitik savunmasına vermişlerdir.

21. yüzyılda ise, Türk milliyetçiliği için temel hedef, devletin geliştirilmesi/yetkinleştirilmesi ve etkinleştirilmesi, toplumun zenginleştirilmesi ve demokratikleştirilmesi anlamında jeoekonomik savunmasıdır. Türk devletinin geliştirilerek korunması ve jeoekonomik savunmasının gerçekleştirilmesi için gereken ilk şey, Türk milliyetçiliğinin yeni bir siyasi ahlak üzerine oturtulnıası ve Türk siyasal sistemini de bu ahlaki temelleri kabule zorlamasıdır. 21. yüzyılda ise, Türk milliyetçiliği için temel hedef, devletin geliştirilmesi/yetkinleştirilmesi ve etkinleştirilmesi, toplumun zenginleştirilmesi ve demokratikleştirilmesi anlamında jeoekonomik savunmasıdır. Bu iki temel hedefe ulaşmak için gerçekleştirilmesi gereken reformların yedi temel alan ve süreci kapsaması lazımdır.

Bu yedi temel alan;

a) Yeniden Bağımsazlaşma
b) Stratejik Barış
c) Yeniden Milli Devlet
d) Ekonomik Yeniden Yapılanma
e) Demokratik Gelişim
f) İnsan Unsurunun Yeniden Restarasyonu
g) Etkin Hukuk Devletinin Kurulması

Bu yedi alan ve süreçte gerçekleştirilecek reform süreci ile hedef, Türk devleti ile yurttaşlarının yaşadıkları temel krizin aşılmasıdır. Temel kriz, Türkiye Cumhuriyeti ile yurttaşları arasında yaşanan, inanç ve sadakat krizidir. Artık Türk halkını sloganlar ile harekete geçirmenin imkanı yoktur. Yaşanan inanç ve sadakat krizi, halkın sloganların peşinden gitmesini engellemektedir.

Bundan dolayı, uygulanacak bütün politikalarda halk desteğinin alınabilmesi, Türkiye Cumhuriyeti devleti ile Türk vatandaşları arasında hızla ve güçlü bir karşılıklı inanç ve sadakat bağının oluşturulmasına bağlıdır. Bugün her iki tarafta da karşılıklı olarak sadakat ve inanç azalması yaşanmaktadır. Bir devletin yurttaşlarının sadakati olmadan güçlenmesi nasıl mümkün değil ise, bir yurttaşında devleti kendisine güvenmez ise, ona sadakatini uzun süre sürdürmesi mümkün değildir.

Kısaca, Güven duyabileceğimiz bu ortamın sağlanması için bütün toplumsal kesimler alınan kararların doğruluğunu paylaşsalarda paylaşmasalar da benimsenen "radikal yolda" hükümetiıı sonuna kadar ilerleme yolunda kararlı olduğuna inanmaları sağlanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, son dönemde umutları kırılmış, ülkelerinin küçük düştüğüne inanan bir profil çizmektedirler. Kararlı ve bağımsızlıkçı bir tavır halka iyi anlatıldığı takdirde, halkın radikal reformların arkasındaki desteği artacaktır.

Türk milleti, büyük tarihsel bilinci ile devletin olmadığı yerde onurunda olmayacağını bilerek, devlete en fazla sahip çıkan milletlerin başında gelmektedir. Ancak, bunun böyle devam edebilmesi için, devletin Türk milletine karşı tavrının karşılıklı inanç ve sadakati güçlendirici yönde olması gerekmektedir.

a) Yeniden Bağımsızlaşma

Türkiye'nin önündeki en temel sorun, ülkenin politik, ekonoınik ve kültürel bağımsızlığının tehdit altında olmasıdır. Bu anlamda alınacak önlemlerin başında, Türkiye'nin yeniden bağımsızlaştırılmasını sağlayacak tedbirler gelmektedir. Bir kısım yarı aydın ve işbirlikçi zihniyet sahibi, 21 yüzyılda hiç bir ülkenin tam bağımsız olmadığını, bütün ülkelerin birbirlerine bağlı/bağımlı olduklarını söylemektedir.

Türk milliyetçileri, ülkeler arasındaki ilişkilerin onları birbirlerine bağladığının farkındadırlar ve buna karşı çıkmamaktadırlar. Ancak, Türk milliyetçileri, Türkiye'nin diğer ülkelerle olan ilişkilerinin Türkiye'yi edilgen bir bağımlılığa sürüklemesine karşıdırlar. Türk milliyetçileri, ABD veya Almanya, Kongo veya Danimarka'ya bağımlılığı ne kadar ise o kadar bağımlı olmayı kabul edebilirler.

Yeniden bağımsızlaşma, Türk dış politikasının temel ekseni olmalıdır. Bağımsızlaşma, bütüncül bir süreçtir. Ekonomik bağımsızlığa sahip olmayan bir ülkenin politik ve kültürel bağımsızlığı sadece kağıt üzerinde kalmaktadır. Ancak, ekonomik bağımsızlık dünyadan soyutlanma değil, aksiııe dünya pazarları ile daha fazla bütünleşme, ancak bütünleşmede etkin taraf olmayı gerektirmektedir. Ekonomik bağımsızlığı saglayacak sürecin ilk adımı ise bağımsızlıkçı siyasal ve kültürel tavrın alınmasına, ekonomik bağımsızlaşma sürecinin ileri taşımasına bağlıdır.

Bundan dolayı, bütün politik süreçler, ülkemizin politik ve ekonomik anlamda tek taraflı bağımlılıktan karşılıklı ve dengeli bağımlılığı sağlayacak şekilde tasarlanmalıdır. Karşılıklı ve dengeli bağımlılık, 21. yüzyılın bağımsızlığıdır.

AB ile İlişkiler

Türkiye, Avrupa Birliği tam üyelik sürecini durdurmalı ve Gümrük Birliği sürecini serbest ticaret bölgesine dönüştürmek üzere görüşmelere başlamalıdır. Türkiye'nin AB tam üyelik sürecini tek taraflı olarak durdurması ve Gümrük Birliği sürecini askıya alması, bir yandan Türkiye'nin iç ve dış politikasında hegemonik bir pozisyon kazanmaya başlayan AB'nin bu konumu sona erdirirken, öte yandan AB içindeki hristiyan demokrat unsurlarla daha sağlıklı bir dialog zemini kurulmasını sağlayacaktır. AB sürecinin kavuşacağı yeni yapı, Türkiye'yi Kıbrıs, Ege, insan hakları, Ermeni meselesi, Fener Rum Patrikhanesi konularında baskı altına girmekten kurtaracaktır. Serbest ticaret bölgesi anlayışı üzerine oturmuş TürkiyeAB ilişkileri; gerilimlerden kurtulacak, daha sağlıklı bir zemîn üzerinde şekillenecektir.

ABD ile İlişkiler

Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde önümüzdeki dönemde tekrar yapılandırılmalıdır. Türkiye, izleyeceği politikalar ile ABD'nin saygısını kazanmak zorundadır. Bugün, Washington, Ankara'ya bir kısım yeteneksiz ve muhteris, kendi halkını soyan politikacı tarafından yönetilen ülke olarak bakmaktadır. Saygı duyulan bir Türkiye, itirazları daha fazla dikkate alınan, görüşleri karar alma sürecini daha fazla etkileyen bir ülke olmalıdır.

Türkiye'nin ABD ile ilişkilerini tanımlamada kullanılan stratejik müttefiklik, içi yeniden doldurulan ve tanımlanan bir kavram olmalıdır. ABD, 21. yüzyılda Amerikan tek kutupluluğunu sürdürmek amacı ile Avrasya ve Orta Doğu alanlarını kapsayan bir atılım içine girmiştir. Washington, Orta Doğu'da içine girdiği sürecin bir çıkmaz olduğunu ve Türkiyesiz Orta Doğu operasyonunun mümkün olmadığını anlamıştır. Ankara, bir yandan Orta Doğu'nun şekillenmesi süreci üzerinde Washington ile Türkiye'nin menfaatlerinin gerçekleşemesini sağlayan bir pazarlık yapmalı, öte yandan bugün Türkiye'nin Orta Doğu genelinde ve Irak özelinde Kürt meselesinde önünü kesen İsrail ile yeni bir düzlemde amacı Orta Doğu'da bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını engelleyen Türkİsrail stratejik pazarlığı yapılmalıdır. İsrail'in kendisini Orta Doğu'da güven içinde hissetmediği sürece Türkiye'nin güvenliğinin ABD tarafından ihanete uğraması tehdidi ortadan kalkmamış olacaktır. Türkiye, Arap-İsrail çatışmasının sona erdirilmesinde ve tarafların barışı yakalamasını sağlamak için etkin bir Orta Doğu angajmanı gerçekleştirmelidir.

ABD'nin Türkiye'ye sadece Orta Doğu'da değil, Avrasya'da da ihtiyacı vardır. ABD'nin Afganistan üzerinden Avrasya'daki varlığı Amerikan gücüne karşı bir ittifak yaratınıştır. ABD'nin Avrasya'nın derinliğinde bulabileceği tek Avrasya içi ve dışı güç olan müttefik Türkiye'dir. Türkiye, Rusya ile çatışmadan hatta stratejik barış çerçevesi içinde ABD ile Kafkasya ve Orta Asya'da işbirliğini sürdürmelidir. Türkiye'nin ABD için önemi, önümüzdeki dönemde daha da keskinleşecek olan AB-Çin-Hindistan-Rusya ile ABD arasındaki küresel boyutlu çatışmada ortaya çıkacaktır.

Türk Dünyası ile İlişkiler

Türk Dünyası ile israrcı ancak acelesi olmayan bir sosyal ve ekonomik bütünleşme süreci izlenmelidir. Esasen, böyle bir süreci kimseyi tehdit etmeden şekillendirmek hiçte zor değildir. Ancak, Türk Dünyası ile ilişkiler, hamaset ve tek taraflı yardım esasından çıkarılarak karşılıklı somut menfaat çerçevesine oturtulmalıdır. Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerde, Turancı-Türkçü bir söylemden kaçınarak, gerçekçi bir temelde ilişkilerin şekillendirilmesi önplana çıkarılmalıdır.

Taraflar arasında azalan ticaret önümüzdeki yıllarda stratejik bir planlama çerçevesinde hızla geliştirilmelidir. Türkiye'nin Türk Cumhuriyetleri ve komşuları ile olan ekonomik ve ticari ilişkileri, özel bir konseptle hazırlanmış, "stratejik ticaret planlamasına" dayanmalıdır. Bu politika ile amaç, önceden belirlenmiş sektörlerde, devlet-özel sektör işbirliği ile yabancı piyasalar üzerinde kontrol oluşturmak olmalıdır.

Türkiye ve Türk Cumhııriyetleri kıırumlarının katılacağı değişik ortak kıırumsal mekanizmalar olıışturulmalıdır. Bu ortak kurumsal mekanizmaların oluşturulmasının temel hedefi, gelecek 20 yıl içinde Arap Ligi'nden daha güçlü bir "Türk Ligi"nin oluşturulması olmalıdır.

b) Stratejik Barış

Bu sürecin gerçekleşmesi için Türkiye'nin; düşmanlıkları azaltacak ve çevresinde etkin ve yararlı bir barış alanı oluşturacak bir politikaya, diğer bir ifade ile stratejik barışa ihtiyacı vardır. Yeniden bağımsızlaşma ve stratejik barış, ancak bugün Türk devletinin ruhuna sinmiş olan "bitkisel savunma" anlayışının ortadan kaldırılması ve Türkiye'nin kendisini sınırlarının ötesinden başlayarak savunmaya başlaması ile olabilir. Yeniden bağımsızlaşma ve stratejik barış, öncelikle Türkiye'nin önündeki yaşamsal tehdit olan federalleşme ve iç çatışma sürecini durdurarak milli birliğin tesisini sağlayacaktır.

İkinci aşamada, bu iki politikanın 21. yüzyıl içinde Türkiye'yi götürmesi gereken uzun vadeli politik hedef, Türk dünyası ile kendi içinde aşamaları olan bir politik entegrasyon olmalıdır.

Bu hedef çerçevesinde, yapılması gereken, Türkiye üzerindeki ABD ve AB etkisini azaltırken, ilişkileri bugün olduğundan daha güçlü temeller üzerine oturtan ve her iki tarafı da birbirlerine karşı daha etkin bir şekilde kullanacak bir denge politikasının oluşturulmasıdır.

c) Ekonomik Yeniden Yapılanma

Bağımsızlaşmanın en önemli boyutunu ekonomik bağımsızlık oluşturmaktadır. Türkive. ağır iç ve dış borç kısır döngüsünü, aşacak bir modelin bulmak zorundadır. Türkiye'nin ağır ekonomik sorunlarının aşılmasında şimdiye kadar izlenen ekonomik politikaların ülkeyi sadece ağır hasta vaziyette tuttuğu ancak iyileşmesine izin vermediği bilinmelidir.

Türkiye ekonomisinin içinden geçtiği krizi aşabilmesi için IMF, dış borç ve iç borç krizlerini milli bir ekonomik politika ile denetim altına alması lazımdır. IMF'yi suçlamakta bir anlam olmamak ile birlikte, IMF ile ilişkilerimizin sona erdirilmesi, ancak IMF tarafından önerilen bir çok reçetenin milli ihtiyaçlarımız çerçevesinde ısrarla uygulanmaya devam edilmesi halinde mümkündür. Ekonominin düze çıkması, ekonomik rasyonalitelere bağlı olduğu kadar, psikolojik faktörlere de bağlıdır.

d) Yeniden Milli Devlet

Yeniden milli devlet politikasının temel hedefi, yıpranan ulus devlet sürecinin, gerçekleştirilecek siyasal ve bürokratik reformlarla yeniden ayağa kaldırılmasıdır. Bu ise devletin yasama, yürütme ve yargı alanında yeniden örgütlenmesi ve etkinleştirilmesi anlamına gelmektedir. Küreselleşme ve AB sürecinde Türkiye, ulus-devlet yapılanmasından etnik yapılanmaya doğru önemli bir mesafe kaydetmiştir. AB paradigması dışına çıkış ile büyük bir bağımsızlık alanı elde edecek olan Türkiye, milli devleti ve sosyal/etnik entegrasyon sürecini tekrar başlatabilecektir.

Öte yandan, devletin etkinleştirilmesinin ana yolu, devletin küçültülmesi gibi sloganlar değil, bürokrasinin işler bir hale getirilmesidir. 1980'lerde oluşan, politikacı-bürokrat-hortumcu işbirliği mekanizmasının kırılması, bürokrasinin yeni yasalarla yeni bir etik çerçeveye oturtulmasıdır.

Yolsuzluk, rüşvet, politika ve mafya zincirinin çok sert tedbirlerle kırılması, halkın devlete olan güvenini artıracaktır. Ankara ve İstanbul sokaklarında yurttaşlar, arabalarının çizileceği korkusu ile değnekçilere haraç vermekten kurtuldukları gün, Türkiye'de bir şeylerin değişmeye başladığına inanacaklardır. Ancak, yolsuzluk döngüsü ile sadece hukuksal planda değil, toplumsal planda da mücadele edilmelidir.

Milli devletin etkinleştirilmesinde ve oluşturulmasında alınması gereken önlemlerin başında, son yirmi yıl içinde oluşturulan ve Türkiye Cumhuriyeti içinde paralel bir devlet oluşturan, özerk kurulların tekrar ele alınması ve bir kısmının ortadan kaldırılması gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, bugünlerde yerel idareler ve benzeri bu süreci tamamlayıcı kanunlarla federal bir dönüştürmenin alt yapısını hazırlayan ve AKP iktidarı tarafından gerçekleştirilen bütün yasaları, hemen tasfiye etmek zorundadır.

e) Demokratik Gelişim

Demokratik anlayış ve inanç, milliyetçi düşüncenin temel ilkelerinden birisidir. Milliyetçiler, mensup oldukları milletin bir başka milletin boyunduruğu altında yaşayamayacak kadar onurlu ve kendi kendisini yönetecek kadar da erdemli olduğu noktasından hareket ederler. Bir ulusun kendi kendisini yönetmesinin en doğru ve etkin yolu demokrasidir. Demokratik ilkeleri kapsamayan, demokratik temele inanmayan bir milliyetçilik eksik kalmış bir yana sahiptir.

Cumhuriyetin kurulması aşamasında devletimizin kurucuları haklı endişelerle demokrasinin kurulması sürecinde ihtiyatlı adımlar atmışlardır. Gerek tarihsel mirasın akıllarda ve yüreklerde bıraktığı endişeler, gerek iç isyanlardan dolayı devlet merkezli bir demokratik yaklaşımı tercih etmişlerdir. Ancak, bu süreçte ülkemizde demokratik rejime geçişin maddi altyapısı da hazırlanmıştır.

Türk demokrasisi sağlıklı bir gelişme çizgisi izlememekle beraber, Türk halkının demokratik rejime olan inancı, asla sarsılmamıştır. Ancak, ulus devletin hızla yıpranması sürecinde demokratik rejim, etnik merkezli sözde demokrasi talepleri ile hızlı bir yıpranmaya maruz kalmıştır. Türk demokrasisinin geliştirilmesi, hukuk devletinin gelişmiş bir insan hakları bilinci üzerine oturtulması gerektiği konusunda Türk milliyetçilerinin en ufak bir şüphesi olmaması lazımdır. Esasen, en yüksek değer olarak bilinen Türk milletinin mensuplarından bu hakları saklı tutmak isteyen bir yaklaşımın, Türk milliyetçiliği ile yakından uzaktan ilgisi yoktur.

Bağımsızlaşma ve Milli Devlet süreçlerine koşut olarak geliştirilmesi gereken bir süreçte, Kopenhag Kriterleri ile etnik merkeze çekilen demokratikleşmenin tekrar yurttaşlık merkezli insan hakları esasına oturtulmasıdır. Demokratikleşme süreci bir yandan milli devleti güçlendirecek bir toplumsal uzlaşmayı sağlayacak önlemleri almalı, öte yandan devlete sadakati artırmalıdır.

Demokratik gelişim ve insan haklarının yurttaş merkezli gelişimi devam ederken, Türkiye, etnik sorunu aşmak için etnik haklar vermek gibi sadece merkez-kaç eğilimleri artıracak bir yola gitmemeli, etnik sorunu sosyal bir sorun haline getirmemek için politikalar üretmelidir. Türk milliyetçilerinin demokratik gelişim anlayışı, 1924 Anayasası artı demokrasidir. Diğer bir ifade ile devletin kuruluş ilkeleri ve demokratik gelişim.

f) İnsan Unsurunun Restarasyonu

1071-1922 arasında 861 sene tek başına `bir uygarlığın' Türk-İslam medeniyetinin kılıcı ve kalkanı olan Türkler, birleşik bir kıtaya `hristiyan medeniyetinin bütün unsurlarına' karşı tek başlarına savaşmak zorunda kalmışlardır. Tarihte benzeri bir mücadele vermiş başka başkabir millet yoktur. Türklüğün hak din için bu büyük ve emsalsiz mücadelesi yüce dinimiz İslami, Arap yarımadasında sıkıştırılmaktan `Kuzey Afrika'dan atılarak Orta Doğunun dar alanında boğulmaktan kurtarmıştır. Abbasiler çağında dinamizmini tüketmiş olan Araplıktan devir alınan emanet, büyük bir mücadele sonunda bütün küreye yayılmış olan bir din/bir inanç sistemi haline gelmiştir. Ancak, Türk milletinin tek başına bir medeniyet ile giriştiği amansız mücadele, bizi sonuçlarını hala tamamen ortadan kaldıramadığımız emperyal bir yorgunlukla karşı karşıya bırakmıştır.

1000 seneye yakın bir süre dövüşen, yorulan, yıpranan örselenen bir millet. Kurtuluş Savaşı bu milletin boğazlanmamak için yaptığı son hamledir. 1774'de Küçük Kaynarca'da başlayan nihai geri çekiliş, 154 sene sonra 1920'de Sakarya'nın kıyılarında durmuştur. Ancak Sakarya'da düşmanı durduran, Kocatepe'de emperyalizmin kiralık ordusunu yenen ordu, Türk ordusu,1529'da Viyana önüne ilk kez gelen Kanuni'nin komutasındaki ordu gibi yediği üzümlerin dallarına altın kesesi asabilecek bir ordu değildir. İhtimaldir ki. Kanuni'nin Viyana önünde kurulan Otağ-ı Humayununun maddi değeri, bütün bir İstiklal Savaşı'nın maddi harcamalarından daha fazladır. Özetle, Cumhuriyet; yıkılmış, geri kalmış, maddi kaynakları tükenmiş bir Anadolu devir almıştır. l54 sene süren yenilginin ardından Batı karşısında direniş ve galibiyeti temsil eden Kuvay-i Milliye hareketi, Türk milletine İstanbul'u fetheden Türk ordusunun büyük moralini vermiştir.

Türkiye Cumhuriyeti ile başlayan büyük uyanış ve Türk halkının moral rehabilitasyonu, Atatürk'ün ölümü ile son bulmuştur. Türkiye, Türk insanı emperyal yorgunluğu ortadan kaldıracak adımları atamadan yeni bir yıpranma süreci içine girmiştir. 2. Dünya Savaşına girmemekle birlikte, savaşın ülkeye verdiği zararlar gözle görülebilir durumdadır. DP-CHP çatışmaları, Türkiye'ye yönelik örtülü istila hareketinin bir parçası olan sağ-sol çatışmaları, alevi-sünni gerilimi, PKK terörü Türkiye'ye yönelik stratejik saldırılardır. Bu noktada yapılması gereken, her şeyin temel ölçütü olan insanın, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının güçlü bir rehabilitasyon sürecinden geçmesinin sağlanmasıdır.

Bu rehabilitasyon sürecinin bir yandan uzun vadeli ve yapısal niteliğe sahip olan emperyal yorgunluğun izlerini ortadan kaldırmaya yönelmesi, öte yandan kısa bir geçmişe sahip olan krizlerin yarattığı tahribatı ortadan kaldırmak üzere şekilleııdirilmesi gerekmektedir.

Türk milliyetçiliğinin ortaya koyacağı model yıpranmış, örselenmiş, hedefini, ülküsünü yitirmiş, kendine ve ülkesine olan güveni ortadan kalkmış, hukuk sistemine olan bağlılığı zayıflamış, üretkenliği değil rantiyenin tarafına tercih koyan Cumhuriyet yurttaşlarının; kendine, ülkesine, devletine, hukuk sistemine, üretkenliğe ve geleceğe inancını sağlayabilmelidir.

g) Etkin Hukuk Devleti

Hiçbir siyasal-toplumsal proje insanlara yeryüzü cenneti vaad etmemelidir. Çünkü, insanlara yeryüzü cenneti vaad eden politik projelerin sağlayabildikleri ancak yer yüzü cehennemi olmuştur. İnsanlığın gelişiminin ulaştığı aşamada insanlık ailesinin en kadim üyelerinden birisi olan Türk milletine sunulan milliyetçi ideolojinin hedeflemesi gereken; insan haklarına saygılı, hukukun üstünlüğü ilkesine sadık, yenilenmiş bir siyasal ahlaka toplumsal meşruluk ve geçerlilik kazandırmış, demokratik sistemi ulus-devlet yapısı içinde eksiksiz olarak uygulayan, sosyal devlet ilkesini üretken bir toplum ilkesi ile birleştirmiş, etkin ve güçlü bir ulus-devlet modelidir.

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının içinde bulunduğu çok boyutlu buhrandan çıkarılarak; üretken, demokratik değer ve sisteme inancı tam, hukuk devletine saygılı, kanunlara riayet eden, toplumsal çifte standart talep etmeyen yurttaşlar olmaları ancak; Türkiye Cumhuriyeti'nin, devletimizin mutlak bir hukuk devleti anlayışı içinde çalıştığına kesin bir şekilde inanmaları ile mümkündür.

Türkiye Cumhuriyeti devleti ile Türk vatandaşları arasında güçlü bir karşılıklı inanç ve sadakat bağı oluşturulmalıdır. Bugün her iki tarafta da karşılıklı olarak sadakat ve inanç azalması yaşanmaktadır. Bir devletin yurttaşlarının sadakati olmadan güçlenmesi nasıl mümkün değil ise, bir yurttaşda devleti kendisine güvenmez ise ona sadakatini ıızun süre sürdüremez. Türk milleti, büyük tarihsel bilinci ile devletin olmadığı yerde onurunda olmayacağını bilerek, devlete en fazla sahip çıkan milletlerin başında gelmektedir. Ancak, devletin Türk milletine karşı tavrının karşılıklı inanç ve sadakati güçlendirici şekilde olması gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşlarında bu inancı sağlayabilmesi için son 50 yılda yavaş yavaş ancak son yirmi yılda çok büyük bir hızla mutlak bir çürümüşlük süreci içine giren siyasal ve bürokratik bir yapının yeni bir siyasal ahlak temelinde örgütlenmesi gerekmektedir.

Bir anlamda, Türkiye Cumhuriyeti'nin yeniden yapılanması anlamına gelecek bu süreçte, siyasal ahlakın temelini a) tarihsel süreçte oluşmuş Türk devlet anlayışı, b) hukuk devletinin etkin bir şekilde yaşama geçişi, c) evrensel hukuk standartları oluşturmalıdır. Devlet, bürokrasinin etkin ve adil çalışmasını sağlamakla yükümlüdür. Bunu için bürokraside iç denetim mekanizmaları güçlendirilirken, sivil toplumun denetleyici işlevi geliştirilmelidir.

Etkin hukuk devletinin vazgeçilmez bir parçası da insan haklarına saygı duyulmasıdır. Soğuk Savaş döneminde marksist ideolojinin insan haklarına yüklediği ideolojik işlev ve Soğuk Savaş sonrasında ise etnik milliyetçiliğin politikanın AIDS'i olarak insan haklarını sadece etnik haklar boyutuna indirgeyerek istismar etmesi, Türk milliyetçilerinin tepkili bir yaklaşımla insan hakları üzerinde yeterince düşünmelerini engellemiştir. Bu yaklaşım, Türk milliyetçiliğinin kültür temelini oluşturan en önemli unsurlardan birisi olan dinimizin, insan anlayışı ile de ters düşmektedir. Önümüzdeki süreçte, Türk milliyetçiliği, insan hakları merkezli politika anlayışını iç ve dış politik kavrayışlarında muhakkak gündemin önemli bir parçası haline getirmelidir. Türk milliyetçiliğinin insan hakları anlayışı, gerici etnik-feodal bir çerçeveye değil, yurttaş hakları merkezli bir insan hakları anlayışını önplana çıkarmalıdır.

Toplumsal çifte standart, Türk halkının Türkiye Cumhuriyeti devletinin adil olmadığı inancını güçlendirmektedir. Günlük yaşamımızın her alanında görebileceğimiz çifte standart olgusu, Türk halkının çifte standart uygulamalarından en fazla mağdur olan özellikle dar gelirli katmanlarını, haklı bir kızgınlıkla doldurmaktadır. Türk ulusunun devletine olan güveninin artırılması, çifte standart uygulamalarının ortadan kaldırılmasına bağlıdır. Türk milliyetçileri, Türk milletinden en büyük fedakarlıkları isteyebilirler. Bu millet, ulusal ülküleri gerçekleştirmek amacı ile bu fedakarlıkları yapacaktır. Ancak, halkdan bunu istemek için önce fedakarlığın toplumun bir katmanı üzerine yıkılmayacağının, Türk milletinin bir bölümünün kan vergisi, can vergisi, mali vergi kısaca her türlü fedakarlığı yaparken, küçük bir azınlığın asalak bir televole toplumu havası içinde yaşamasına izin verilmemelidir. Türk milliyetçilerine güven duyan Türk milletinin İstiklal Savaşımızda neler yapabileceği görülmüştür. Türk milliyetçileri, Türk milletinin güvenini kazanmayı bilmelidirler.

Prof. Dr. Ümit Özdağ

GERİ


     Gökbayrak


     Başbuğ


Gittin Gideli Bir Tuhafız


     A. Türkeş Vakfı


Alparslan Türkeş Vakfı


     İnancımız


- İslamiyet
- Kuran'ı kerim


     Kuran Dinle


Sesli Kuran Dinleyin


     Hadis

     Ülkücü Şehitler


Yüreğimize Gömdüklerimiz


     9 Işık


9 Işık


     Ozan Arif


Yol Başçımız


     Türkiye Enstitüsü


21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü


     Ümit Özdağ


Prof. Dr. Ümit Özdağ


     Milli Davalarımız


- Doğu Türkistan
- Kerkük
- Kıbrıs
- Kırım
- Karabağ
- Batı Trakya
- Çeçenistan


     Anket
A.TÜRKEŞ VAKFI hakkında görüşleriniz.

Geç bile kalındı.
Destekliyorum.
Bu saat'te VAKFA ne gerek vardı.
Dünya durdukça TÜRKEŞ ismi yaşatılmalıdır.
Vakfa nasıl faydalı olabilirim.
2010 Vakıf hangi aktiviteleri yapacak.
Maddi manevi VAKFIN destekcisiyim.
Böyle bir vakfın varlığını ilk defa duydum.
VAKFIN faydalı olacağına inanıyorum.



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy 233

     Ocak


     Günün müziği

MÜZİK DİNLE


     ARŞİV'DEN
22.08.10
· KISSADAN HİSSE...
19.08.10
· AKP işte eseriniz...
15.08.10
· YUSUFİYELİ ÜLKÜCÜLER GENEL BAŞKANI...
· BİR ŞİİR....
· OSMAN PAMUKOĞLU,da ''HAYIR'' diyecek..
14.08.10
· ANALAR DAHA FAZLA AĞLAMASIN DEDİ..
10.08.10
· AYDINLIK BİR TÜRKİYE İÇİN...
· Nevşehirden seslendi.
13.07.10
· Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a..
10.07.10
· ''KAHPE OYUNLARI BOZACAĞIZ''.
07.07.10
· 10'lar Rahatsız....
· ''YILLAR SONRA BEKLENEN O ÜLKÜCÜ TAVIR''
01.07.10
· MHP Eski millet vekili. Ali Güngör
30.06.10
· Hastalıklı Erdoğan..
25.06.10
· ''HÜKÜMET İFLAS ETMİŞTİR''
23.06.10
· BİR ŞİİR....
22.06.10
· Hele eşşeklere hele..
20.06.10
· ''T.B.M.M mensupları Kandile gitmeli''..
· ÖNLEM ÖNERİLERİ...
· Terör örgütünün hamisi de başbakandır.''
19.06.10
· SON GÜNLERDE ARTAN TERÖR ÜZERİNE...
13.06.10
· EN SON KÖŞE YAZIM....!
· Basın açıklaması...
02.06.10
· Şok teröre karşı alınması gereken şok önlemler (Prof. Dr. Ümit Özdağ)
31.05.10
· Yandaşlarınla birlikte ''KAHROL İSRAİL''.
29.05.10
· TARİHİ BİR GERÇEK...
· Fethi'nin 557'nci yıl dönümü kutlu olsun..
27.05.10
· 30 Yıl oldu Onu yolcu edeli.
24.05.10
· Asıl mesele bu ikili..
22.05.10
· ADRESE TESLİM...DUYURU...

Eski Haberler




Web site engine code is Copyright © 2003 by PHP-Nuke. All Rights Reserved. PHP-Nuke is Free Software released under the GNU/GPL license.
Sayfa Üretimi: 0.076 Saniye