 |
| Al Bayrak |  |
| Atatürk |  |
| İlker Başbuğ |  |
| Rauf Denktaş |  |
| Bekir Akoğul |  |
| Açık Mektuplar |  |
| İçerik |  |
| Fikir Yazıları |  |
| Ülkücü Kalemler |  |
|
Ahmet YılmazBekir AkoğulÖzgür ÇelikRecep KüçükizsizZiyaretçi Yazar | |
| Mehmetçik Vakfı |  |
| Türkmen Cephesi |  |
| Basın ve Medya |  |
| Bağlantılar |  |
| Arama |  |
| Fotoğraflar |  |
| Bozkurtlar |  |
| Site İzlenimi |  |
Şu ana kadar 766878 sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Haziran 2008 | |
| İrtibat |  |
|  |
SEVD??? ?ARKILAR
FİKİR YAZILARI
BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ VE A.K.P.
ABD Orta Doğu'da Amerikan modeli bir demokratikleşme arayışı
içine girmiştir. Washington'un Orta Doğu'da demokratikleştirme girişimi
konusunda Soğuk Savaş dönemi girişimlerinden öğrendiği çok şey vardır. Bunlardan
birisi de eurokomünizmdir. Önce eurokomünizm üzerinde duralım.
Soğuk Savaş'ın politik ve ideolojik araçlarla en güçü cereyan ettiği
coğrafyalardan birisi de, Batı Avrupa idi. Bu bölge kapitalist dünya ekonomisi
içinde idi ve NATO aracılığı ile de ABD ile eklemlenmişti. Ancak, bu bölge Batı
bloğu içinde olmasına rağmen, çok güçlü komünist partiler bulunmaktaydı.
Özellikle Fransız ve İtalyan komünist partileri iki ülkedeki politik yaşamı
kökten etkileyebilecek bir niteliğe sahiptiler. Sovyetler Birliği bu partileri
de kullanarak, Batı sistemi içinden çok fazla bilgi edinmiş, ciddi bir ajan
sistemi oluşturmuştur.
ABD, Batı Avrupalı komünist partilerden özellikle Sovyetlerin yıkıcı
faaliyetlerine yardımcı oldukları için çok rahatsız olmuştur. 1970'li yıllarda
Avrupalı komünist partiler içinde başlayan ve özellikle komünist partinin çok
güçlü olduğu İtalya'da hızla gelişen eurokomünizm, Batılı komünist partilerin
Sovyet komünizmi ile aralarına sert bir çizgi çizmelerini beraberinde
getirmiştir.
Eurokomünizm ile Sovyetler Birliği Komünist Partisi ile Batı Avrupalı komünist
partiler ideolojik olarak birbirlerinden kopmuşlardır. 1980'ler de artık Sovyet
istihbaratı eskisi kadar rahat Batı Avrupalı komünist partiler içinden bilgi
toplayamaz hale gelmiştir. Eurokomünizmin gelişmesinde Amerikan istihbarat
servislerinin yoğun desteğinin olduğu ileri sürülmüştür.
Eurokomünizm-Sovyetler ve ABD eksenli çatışmaların ışığında, Türkiye ve "Büyük
Orta Doğu'daki gelişmeleri" önce ideolojik sonra politik eksenli olarak
yorumlamak, ortaya oldukça ilginç sonuçlar çıkarıyor. 1990'ların ilk günlerinden
itibaren başını Amerikan istihbaratının önde gelen Türkiye ve İslam
analizcilerinden Graham Fuller' in bir tezi işlediği dikkat çekiyordu. Fuller,
Orta Doğu'daki anti-Amerikan radikal İslamcı gelişmelerin önlenebilmesinin
volunun laik sistemleri desteklemek değil, aksine radikal İslamcı partileri
dünya kapitalist sistemi içine çekecek ve anti Amerikancı özlerini dönüştürecek
bir yaklaşmıa sevk etmek olduğunu ileri sürüyordıı.
Batılıların Orta Doğu'da laiklik konusunda ısrarının hiçbir anlamı yoktu.
Üstelik, müslümanların günlük yaşamlarında dini nasıl yorumlayıp uyguladıkları
ABD'nin stratejik çıkarlarını ilgilendiren bir hususda değildi. Onemli olan bu
ülkelerin/partilerin/örgütlerin anti-Amerikan bir niteliğe sahip olmamasıdır
denmektedir.
ABD'nin radikal İslam'da eurokomünizm benzeri bir ideolojik dönüşüm konusunda
merkez üs olarak seçtiği ülkenin, Türkiye olduğu anlaşılmaktadır. 1995'de
yazdığı kitapta Amerikalı uzman Dinesh D'Souza şöyle demekte idi: "Biz İslam
köktenciliğini dönüştürmeliyiz. Onları liberalleştirmeliyiz."
Fuller ise, 2000 yılında Türkiye ile ilgili yaptığı yorumunda, "Türkiye'de yakın
bir gelecekte iki partili bir temsil sistemine gebe..Kökleri geçmişe dayanan
ekonomik kriz iktidardaki koalisyon partilerinde büyük deprem yaratacak. Fazilet
Partisi'nden kopan bir grup ılımlı İslamcı, geniş tabanlı bir siyasi oluşuma
gidecek. Bazı etkin siyasetçiler, partilerinden istifa ederek, bu yeni oluşuma
katılacak. Yeni oluşum kar topu gibi büyüyüp gelişecek. Türkiye'de yakın
gelecekte ılımlı İslamcılar iktidara gelecek. Ilımlı İslamcıların yanında İslami
söylemlere ters düşmeyen ılımlı sol bir parti de Meclis'e sokulacak."
Fuller'in bu tespitleri artık bir sosyal bilimcinin öngörüsünün sınırlarını
aşarak "falcılık" alanına girmektedir ve Fuller "başarılı" bir falcı olduğunu
ispatlamıştır. Ancak Fuller'in tespitleri sadece Türkiye ile sınırlı değildir.
AKP'nin iktidarı, Amerikanın Orta Doğu için hazırladığı demokratikleşmenin çok
önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Washington sürekli olarak Orta Doğu'da
demokratikleşmeden bahsetmektedir. Ancak bugün Suudi Arabistan'da yapılacak bir
seçimi El Kaide kazanacaktır. Mısır'da Müslüman Kardeşler iktidarı
zorlayacaklardır. Cezayir'de ise Selamet Cephesi sonuç alacaktır. Çünkü, henüz
bu ülkelerde bir AKP yoktur. Büyük Orta Doğu'da demokratikleşme AKP'leşme
üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.
Büyük Orta Doğu projesininin gerçekleşmesinin en önemli aşamalarından birisinin,
Orta Doğu'nun demokratikleşmesi olduğunu Amerikalı stratejistler ifade ediyorlar.
Ancak, Orta Doğu'da yarın yapılacak bir seçimi mevcut rejimlerden daha
anti-Amerikancı bir siyasal söyleme sahip radikal İslamcı diye anılan değişik
siyasal hareketlerin kazanması hemen hemen kesin gibidir. Demek ki, mevcut
rejimlerin yerine demokratik yollardan gelmeden önce bu "radikal İslami
hareketlerin" liberalleştirilmesi veya AKP'leştirilmesi gerekiyor. Nasıl bir
zamanlar Milli Görüşün önde gelen liderlerinden olan Recep Tayyip Erdoğan
anti-Amerikancılıktan Amerikanın Büyük Orta Doğu'daki en iyi adamlığına
dönüştürüldü ise.
Aslında bu sürecin başladığı görülüyor. Örneğin Fas'da amblemi gaz lambası olan
Adalet ve Kalkınma Partisi adını taşıyan radikal İslamcı partinin 84 yaşındaki
yaşlı lideri Abdülkerim Hatip genel başkanlık görevinden çekilirken partinin
yeni genel başkanlığına seçilen Saadine Osmani, Türk modeli AKP'yi örnek
alacağını ifade ediyordu geçen hafta. Fas AKP'sinin iktidara yürüdüğü ileri
sürülüyor.(Milliyet, 21 Nisan 2004) Ayni günlerde Time dergisi tarafından
dünyanın en etkili 100 kişisi arasına seçilen Recep Tayyip Erdoğan'dan
bahsedilirken, "Müslüman liderler içinde bulunabilecek en iyisi" şeklinde
bahsedilmiştir anılan dergide. Burada sorulması gereken soru Erdoğan'ın kimin
için en iyi olduğudur.
Orta Doğu'da radikal İslamcı hareketlere örnek olmaya başlayan AKP liderinin,
ABD'den gelen bu övgülerin hakkını verdiğini görüyoruz. Erdoğan, ABD'de bir
düşünce kuruluşunda yaptığı konuşmada "Ben çocuklarımı Amerika'da okutuyorum.
Bunun bir sebebi var. O da bu medeniyete duyduğum inançtır" diyor. Siyasal
kariyerinin çok büyük bir bölümünü anti-Amerikanizm üzerine kuran bir
siyasetçinin geliştirmiş olduğu kıvraklık şaşırtıcıdır.
Almanların ünlü sosyal demokrat eğilimli dergisi "Der Spiegel"in 17 Mart 2004
tarihli sayısında, "Türkiye'nin güçlü adamı Erdoğan, ABD ile yapılmış gizli bir
anlaşmanın arkasındaki adam" diye nitelendiriliyor. Erdoğan'ın ABD ile gizli bir
gündeminin olup olmadığını bilmek mümkün değil ama, 27 Ocak 2004'de ABD'de
Amerikan Yahudi Kongre'sinden cesaret ödülü alan Erdoğan, 16 Şubat 2004'de Teke
tek programında "Diyarbakır'ı istiyorum ki; şu anda Amerika'nın Büyük Orta Doğu
projesi var ya Genişletilmiş Orta Doğu, yani bu proje içinde Diyarbakır bir
yıldız bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım" diyerek, " bulunabilecek en
iyi müslüman lider" sıfatını hak ettiğini gösteriyor. Her ne kadar AKP Türk
halkından gelen tepkiler üzerine görünürde BOP'a daha temkinli bir yaklaşım
sergiler görünse dahi BOP'un bir parçası olarak kalmaya devam etmektedir.
Öte yandan, AKP'nin "liberal-Amerikancı İslamcı" anlayışının Türkiye'nin
değerlendirilmesinde önemli değişikliklere neden olduğu Amerikalı stratejist ve
politikacıların bazı açıklamalarından anlaşılıyor. Bir süre önce, ABD Dış İşleri
Bakanı Colin Powell bir konuşmasında Türkiye'den İslami Cumhuriyet diye
bahsetmiş ve daha sonra bunun dil sürçmesi olduğu ileri sürülmüştü. Powell
sıradan bir taşralı Amerikan politikacısı değildir. Genelkurmay Başkanlığına
kadar yükselmiş ve bundan dolayı Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye ile uzun
yıllar değişik boyutlarda ilişkisi olmuş bir asker-siyasetçidir. Powell'ın
Türkiye'den bahsederken yanlışlıkla İslami Cumhuriyet diye bahsetmesi mümkün
değildir. Powell kafasındaki ve dosyasındaki bir projeden bahsetmiştir.
Ancak Powell'ın ifadesinin bir tesadüf olmadığını gösteren bir başka açıklamada
ABD'nin önde gelen siyasal stratejistlerinden Samuel Huntington'dan gelmiştir.
S. Huntington Le Point dergisine verdiği demeçte, Türkiye'nin Avrupa Birliği
yerine etkili ordusuyla, hayli iyi işleyen demokrasisi ile İslam dünyasının
liderliğine oynaması gerektiğinin altını çizmiş ve "engin bilgisi ile"!!!
eklemiştir:"Atatürk'ün ortadan kaldırmak istediği ama başaramadığı Müslüman
mirasıyla bütünüyle yeniden barışmayı kabul eden" Türkiye, kendisine yeni bir
misyon aramalıdır. Yine tanınmış Amerikalı stratejist Fukuyama, Türkiye'nin AB
üyeliğini mümkün görmediğini, bunun ABD ile Meksika arasındaki sınırın
kaldırılması kadar ihtimal dışı olduğunu vurgulamıştır.
Son dönemde Washington'da resmi politika olan Türkiye'nin AB tam üyeliğine olan
destek devam etmekle birlikte gittikçe daha fazla "AB üyeliği dışında çözümlerde
aranmalıdır" yaklaşımının da gözlerden kaçması mümkün değildir. Özetle, AKP,
ABD'nin Büyük Orta Doğu stratejisinin en önemli ayaklarından birisi olan radikal
hareketlerin liberalleştirilmesi sürecinde çok önemli bir rol üstlenmiştir.
Prof.Dr. Ümit Özdağ
GERİ
|  |
| Gökbayrak |  |
| Başbuğ |  |
| A. Türkeş Vakfı |  |
| İnancımız |  |
| Kuran Dinle |  |
| Hadis |  |
| Ülkücü Şehitler |  |
| 9 Işık |  |
| Ozan Arif |  |
| Türkiye Enstitüsü |  |
| Ümit Özdağ |  |
| Milli Davalarımız |  |
| Anket |  |
| Ocak |  |
| Günün müziği |  |
|

MÜZİK DİNLE
| |
| ARŞİV'DEN |  |
| 
|