 |
| Al Bayrak |  |
| Atatürk |  |
| İlker Başbuğ |  |
| Rauf Denktaş |  |
| Bekir Akoğul |  |
| Açık Mektuplar |  |
| İçerik |  |
| Fikir Yazıları |  |
| Ülkücü Kalemler |  |
|
Ahmet YılmazBekir AkoğulÖzgür ÇelikRecep KüçükizsizZiyaretçi Yazar | |
| Mehmetçik Vakfı |  |
| Türkmen Cephesi |  |
| Basın ve Medya |  |
| Bağlantılar |  |
| Arama |  |
| Fotoğraflar |  |
| Bozkurtlar |  |
| Site İzlenimi |  |
Şu ana kadar 766864 sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Haziran 2008 | |
| İrtibat |  |
|  |
SEVD??? ?ARKILAR
FİKİR YAZILARI
21.YÜZYILDA TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ VE CUMHURİYETİN EN UZUN
YILI
Ülkemiz zor bir dönemden geçmektedir. Türkiye stratejik bir
kıskacın içerisine girmiştir. ABD'nin Büyük Orta Doğu Projesi ile ilintili olan
stratejik kıskacın diğer köşelerini AB-IMF-Kıbrıs-Irak ve ABD oluşturuyor. Irak
savaşı Afganistan'da başlamıştı ve hala Afganistan'da devam ederken, Irak
üzerinden Orta Doğu'da savaşın ikinci cephesi açıldı. Irak Savaşının sonuçları
Türkiye'deki krizi daha da ağırlaştıracak stratejik tehditler içeriyor.
Irak'da hızla biten ama halk savaşı olarak devam eden savaş önümüzdeki günlerde
Orta Doğu'daki yeni cephelere yayılma ihtimali taşıyor. ABD, NATO'yu Orta Doğu
ve Kafkasya/Orta Asya'da yeni bir mücadele sürecinin içine çekmek istiyor.
Türkiye ise, küresel güç dağılımının yapılması için gerçekleştirilen savaşların
odak noktasında, Orta Asya/Kafkasya ile Orta Doğu'nun kesiştiği alandadır.
Tarihçi İlber Ortaylı'nın bir kitabının adı "İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı"
adını taşır. İmparatorluğun en uzun yüzyılı, 19.yüzyılı nitelemek için
kullanılmıştır. 12 seneden bu yana çok ağır bir politik, ekonomik, sosyal,
kültürel ve askeri krizden geçen ülkemiz ise "Cumhuriyetin en uzun on yılına"
girmiş bulunmaktadır.Komşusu olduğumuz bölgeler yeniden şekillendirilmeye
çalışılırken Türkiye'de iki siyasal proje gelecek on yılda çatışacaktır. Bu
projelerden birisi siyasal iktidarı ele geçirmiş bulunan Adalet ve Kalkınma
Partisi'nin projesi olan Türkiye'nin etnik merkezli bir federasyona
dönüştürülmesi projesidir. Diğer proje ise, siyasal Türk milliyetçiliğinin
Türkiye Cumhuriyeti milli devletini kuruluş esasları üzerinde yenileyerek 21.
yüzyıla taşımayı hedeflemesidir.
Bu noktaya nasıl geldiğimizi anlamak için Soğuk Savaş dönemini kısaca
hatırlamamız gerekmektedir. Soğuk Savaş dönemi dünyanın ikiye bölündüğü, dost ve
düşmanın siyah ve beyaz gibi belirgin olduğu bir dönem olarak, 1946-1989 yılları
arasına damgasını vurmuştur. Nihayet, 1989'da Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı
ülkeleri ABD ve NATO ülkelerine girdikleri ekonomik, siyasal ve kültürel savaş
sonucunda yenilmişler, dünyanın en kuvvetli ikinci ordusu olan Sovyet ordusu bir
mermi dahi atamadan yönetimindeki ülkenin dağıldığını görmüştür. Böylece SSCB ve
ABD'den oluşan iki kutuplu dünya düzeni sona ermiştir. SSCB'nin yıkılması ile
birlikte tek kutup kalan ABD Amerikan tek kutupluluğunu 21. yüzyılda da devam
ettirmenin yollarını aramaya başlamıştır.
Yeni muhafazakarların önde gelen temsilcilerinden Paul Wolfowitz'in baba Bush
yönetimine sunduğu çalışma, ABD'nin tek kutupluluğu devam ettirmek için dost
veya düşman bütün devletleri ABD'nin menfaatleri ile çelişki yaratacak ölçüde
büyüdükleri takdirde, bundan caydırmak üzerine kurulmuştur. Ancak baba Bush'un
seçimleri kaybetmesi ile iktidara gelen Clinton Yönetimi, Amerikan tek
kutupluluğunu devam ettirme stratejisini diğer devletlerle uzlaşma ve
jeoekonomik bir yol olan küresellleşme üzerine kurmuştur.
ABD, 1990'lı yıllarda Soğuk Savaş döneminde yıpranan ekonomisini küreselleşmenin
sağladığı fırsatlarla onarma yoluna gitmiştir. Ancak, bu dönemde de ABD'nin 21.
yüzyıldaki tek kutuplu üstünlüğünü jeopolitik yollardan koruma arayışları
sürmüştür. Bu arayışların en önemlilerinden birisini Z. Brezinski "Büyük
Satranç Tahtası" adlı kitabında 1995 senesinde ifade etmiştir. Z. Brezinski,
ABD'nin 21. yüzyıldaki Amerikan üstünlüğünü, ABD'nin Avrupa-Asya kıta bloğu
üzerindeki hakimiyetine bağlamıştır. Brezinski ve bir çok Amerikalı stratejist
için 21. yüzyılda ABD'nin küresel ve bölgesel rakipleri hızla kalkınan Çin,
Ukrayna'yı tekrar ilhak etme çabası içinde olan Rusya, Asya'nın güneyinde büyük
bir kalkınma hızı ile gelişen Hindistan ve ekonomik bir dev ama politik/askeri
bir cüce olan Avrupa Birliği, ABD'nin potansiyel rakibi olmak durumundadır.
Oğul Bush, Clinton'dan sonra babasının yeni-muhafazakar ekibi ile iktidara geldi.
Bush iktidarının ilk dokuz ayı ABD'nin Çin ile gerilimine sahne olmuştur. Bush,
Clinton'un Çin ile iyi ilişkilere dayanan politikasını tamamen değiştirmiş ve
Çin "sarı tehdit" olarak ilan edilmiştir. Amerikan casus uçakları Çin hava
sahasını ihlal etmeye başlamışlardır. Bu gerilimin sürekli tırmandığı ortamda
aniden 11 Eylül'de ABD'de El Kaide'nin düzenlediği saldırılar gerçekleşmiştir.
11 Eylül saldırılarını kimin ve nasıl yaptığı hala çok açık değildir. Üç temel
ihtimal söz konusudur. Birincisi El Kaide bu saldırıyı kendisi düzenlemiştir.
İkinci ihtimal, EI Kaide bu operasyonu düzenlemiştir ancak bir başka ülkenin
istihbarat servisi El Kaide'ye karşı istihbarat yardımı yaparak operasyonun
gerçekleşmesini sağlamıştır. Üçüncü ihtimal ise, Amerikan devleti içinden bir
grup bu saldırıdan haberdar olduğu halde saldırının gerçekleşmesine karşı
çıkmamıştır.
Özetle, ABD 11 Eylül saldırılarını terörle mücadele adı altında Amerikan
üstünlüğüne dayalı tek kutuplu dünya düzenini devam ettirmek için stratejik bir
atılım için kullanmıştır ve kullanmaya devam etmektedir. ABD'nin tek kutuplu
imparatorluğu oluşturmak amacı ile kullandığı en etkin silah üçüncü nesil ilk ve
tek ordu olan Amerikan ordusudur. Amerikan ordusu kendisinden sonra gelen ilk 20
ordunun yaptığı toplam askeri harcamadan daha fazla askeri harcama yapan bir
ordudur. Bu ordu, 1980'lerden bu yana gerçekleştirdiği ve bilişim teknolojileri
ile silahların birleştirilmesinin sonucu olarak ortaya çıkan "akıllı silah"
teknolojileri ile uzay merkezli uydu teknolojilerini birleştirerek bütün
orduların önüne geçmiştir.
ABD şimdi ordusuna dayanarak gerçekleştirmeyi hedeflediği jeopolitik
değişikliklerle, 21. yüzyılda Amerikan imparatorluk düzeninin alt yapısını
oluşturmayı hedeflemektedir. Ancak şu noktanın altı çizilmelidir ki, Amerikan
ordusu ikinci nesil konvansiyonel ordular karşısında etkin olmakla birlikte,
halk direnişleri ve gerilla orduları karşısında oldukça etkisiz görülmektedir.
ABD'nin ordusuna dayanarak gerçekleştirmeyi hedeflediği jeopolitik
düzenlemelerin hedefleri ise;
a) Asya'nın ortasına yerleşerek Avrupa-Asya kıta bloğu üzerindeki
hakimiyetini sağlamak,
b) Dünya enerji kaynakları üzerinde ve geçiş yolları
üzerinde denetim kurmak,
c) Önleyici darbeye dayanan Amerikan askeri
stratejisini daha rahat uygulayacak bir küresel askeri konuşlanma yapısı
oluşturmak,
d) İslam coğrafyasının küreselleşmeye eklemlenmesini
Avrupa Birliği'nin ve NATO'nun desteğini alarak ve böylece AB'yi de kontrol
altında tutarak sağlamak olarak özetlenebilir.
Şimdi bu hususları kısaca özetlersek, Afganistan'a ve çevre coğrafyasına
yerleşen Amerikan askeri güçleri kuzeye Rusya'ya, doğuya Çin'e, güneye Pakistan
ve Hindistan'a ve batıya İran'a güç projeksiyonu yapar hale gelmiştir. Bu
ülkelerin tamamı ABD'ye küresel veya bölgesel ölçekte meydan okuma potansiyeline
sahiptirler. Keza, Gürcistan'da gerçekleşen darbe sonrasında oluşturulan ABD
kontrolundaki hükümet, ABD'nin Hazar'ın batısına yerleşemesini sağlamıştır.
Amerikalı stratejistler bir süre önce ortaya "İstikrarsızlık Ekseni"
adını verdikleri bir jeopolitik kuram atmışlardır. Bu kurama göre, Kolombiya'dan
başlayarak, Orta Doğu'nun, Kafkasya'nın ve Orta Asya'nın tamamını kapsayan bu
eksen Pakistan ve Endonezya-Filipinlere kadar uzanmaktadır. Bu eksenin ilk göze
çarpan özelliği, dünya petrol rezervlerinin çok büyük bir kısmının bulunduğu (%
80 civarında) bir coğrafyayı kapsadığı gibi petrolün Uzakdoğu'ya nakil hatlarını
da içermesidir.
Amerikan güçlerinin önleyici darbe stratejisini uygulayabilmeleri yani bir
tehdit gerçekten bir acil tehdit haline gelmeden saldırabilmeleri için mevcut
askeri konuşlanma sistemini yeniden yapılandırması gerekmektedir. Bunun için,
mevcut Amerikan askeri üsleri küçültülecek ve İstikrarsızlık Ekseni alanında
yeni üsler yapılanması oluşturulacaktır. Almanya'daki üsler Polonya, Romanya ve
Bulgaristan'a kaydırılacaktır. Türkiye'ye önerilen BOP çerçevesinde cephe ülke
haline gelmesidir. ABD, Türkiye'ye BOP çerçevesinde hem askeri hem politik ve
ideolojik bir cephe olarak tasarlamaktadır. Askeri cephe olarak Türkiye'ye
birçok Amerikan askeri üsssü konuşlandırılması planlanmaktadır. Bu çerçevede
Karadeniz kıyısında üç Amerikan askeri üssü, Konya'da Amerikan üsssü,
İncirlik'in askeri üssünün genişletilmesi gibi taleplerin Washington tarafından
gündeme getirildiği görülmektedir. Gürcistan ve Azerbaycan'da küçük üsler tesis
edilecektir. Irak'da yeni bir üs yapılandırılması gerçekleştirilecektir.
Özbekistan, Kazakistan ve Kırgısiztan'da mevcut üsler kalıcı hale getirilecektir.
Çin'i güneyden kuşatmak amacı ile Japonya'daki üsler, Batı Avustralya'ya Güney
Kore'dekiler Filipinler-Endonezya hattına indirilecektir. Özetle, ABD 21. yüzyıl
için yeni bir askeri konuşlanma sistemini kurmaya çalışmaktadır.
Ve İslam coğrafyasının küreselleşmeye tam olarak eklemlenmesi için, Büyük Orta
Doğu Projesi kapsamında dönüştürülmesi ve bu coğrafyadaki mevcut anti
amerikanizmin ortadan kaldırılması lazımdır. Amerikalı stratejistler
anti-amerikanizmin üç nedeni olduğunu düşünmektedirler. Bunlar sırası ile
a) ABD'nin Filistin-İsrail çatışmasında İsrail'i desteklemesi,
b) Bölgedeki Amerikan askeri varlığının ABD'ye karşı
nefret uyandırması,
c) Orta Doğu'da anti demokratik rejimlere verilen
Amerikan desteğinden dolayı halkların, ABD'den nefret etmesi şeklinde
özetlenmektedir.
ABD'nin bu sorunları çözmesi anti-amerikanizminde Büyük Orta Doğu'dan
silinmesine neden olacaktır. Bunun için ABD öncelikle,
a) Filistinde bağımsız bir devlet oluşturma politikasını yürürlüğe
koymuştur. Ancak, bu devlet "uyumlu Filistinlilerle" ABD ve İsrail'in koyduğu
şartlar çerçevesinde kurulacaktır. Bunun için öncelikle Filistin Kurtuluş Örgütü
ve Hamas'ın direnişinin kırılması hedeflenmektedir. Bundan dolayı Yaser Arafat
devre dışı bırakılmış, Hamas liderleri Ahmet Yasin ve Rantisi öldürülmüştür.
b) Orta Doğu'daki Amerikan askeri üsleri yeniden yapılandırılmaktadır.
Suudi Arabistan'daki askeri üsler Basra Körfezi'ndeki küçük emirliklere
taşınmıştır. Irak'da devam eden savaş köklü bir yeniden yapılanmayı
engellemektedir ancak askeri yeniden yapılanma başlamıştır.
c) ABD artık Orta Doğu bölgesindeki otoriter rejimlerin yerine demokratik
rejimlerin, laik rejimlerin yerine de "ılımlı İslamcı" rejimlerin tesis edilmesi
gerektiğini düşünmektedir. Çünkü, Washington radikal İslamcılığın en etkili
şekilde ılımlı İslami akımlar aracılığı ile kontrol altına alınacağını
düşünmektedir.
Orta Doğu'da ılımlı İslamcı gelişme ve demokratikleşme süreçlerinin amacı,
radikal İslami akımlann yerine Orta Doğu'daki İslamcı potansiyeli kontrol altına
alacak, anti-amerikancı içeriğinden uzaklaştıracak siyasal yapıların
geliştirilmesidir. Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda atılmış çok önemli
bir adımdır.
Prof.Dr. Ümit Özdağ
GERİ
|  |
| Gökbayrak |  |
| Başbuğ |  |
| A. Türkeş Vakfı |  |
| İnancımız |  |
| Kuran Dinle |  |
| Hadis |  |
| Ülkücü Şehitler |  |
| 9 Işık |  |
| Ozan Arif |  |
| Türkiye Enstitüsü |  |
| Ümit Özdağ |  |
| Milli Davalarımız |  |
| Anket |  |
| Ocak |  |
| Günün müziği |  |
|

MÜZİK DİNLE
| |
| ARŞİV'DEN |  |
| 
|