|
SEVD??? ?ARKILAR
FİKİR YAZILARI
DAVA ADAMLIĞI!
Bir davanın anlayanları, gerçekleştirenleri, yönetenleri ve
olana bitene hayretle bakanları olmak üzere dört tip insanı vardır. Hayret etmek
değil ettirmek çok daha önemli olmasına rağmen hareketlerin seyircileri ve
hayret edenleri diğerlerinden çok daha fazladır. Bunlar daha çok “gözlerimi
kaparım vazifemi yaparım” türünden bir sadakat ile davalarına bağlıdırlar.
Onların sayısının çokluğu hareketi kör topal da olsa temsil edenlerin ellerini
güçlendirir. Bir hareketin gücü bu tür tavır sahibi insanların bağlılık ve
bilinci ile ölçülür. Vazifenin her şart altında kusursuz yapılması gerekir ama
bir şartla; gözler açık olacak.
Her davayı ya da iddiayı mutlaka birileri temsil etmek
zorundadır. Kuşkusuz davaları temsil ediyor gibi görünenler değil ancak
layıkıyla temsil edebilenler dava adamı sıfatına hak kazanırlar. Dava adamları
hareketin insani, fiziki, ekonomik, teknik, kültürel ve sosyal kapasitesini
kullanabildiği ölçüde davalarını yüceltebilirler.
Kullanılması mümkün olan kaynakları kişisel ya da duygusal
nedenler yüzünden israf edenler; davaları kendi hırslarına ya da kinlerine
kurban ettiklerinden dolayı dava adamı değil idareyi maslahatın adamlarıdır.
Bu bakımdan bir iddianın, tezin ya da değerin önündeki
kimselerin duygusal davranma özgürlüğü yoktur. İdeal iddiaları olanların
duygusal karar verme, bireysel yararlarla davranma ya da alkışların oluşturduğu
cazibeye tutunma gibi bir hatayı hiç işlememeleri gerekir.
Değer sahiplerinin zamana karşı takındıkları tavır da çok
önemlidir. Değer adamının eylem dünyasına iyi zamanlar iyidir ama kötü zamanlar
daha da iyidir, ilkesi istikamet vermelidir. Kriz anları, bunalım şartları
topyekün kötü durumlar, felaket değil aksine dava adamına kendisini kanıtlamak
için bir fırsattır.
Kötü zamanı, uyumsuz öğeleri ve sorunlu üyeleri örgütten
uzaklaştırmak değil örgütün çıkarları doğrultusunda kullanmak dava adamlarının
becerisini gösterir. Dava adamları işin kolayı ile değil en asil olanı
ilgilenirler.
Dava adamı için asıl olan iyi zamanların adamı olmak değil,
kötü zamanları davanın lehine çevirecek yeteneklerin adamı olmaktır. Kötü
zamanda davayı bir yük gibi algılamak ve ondan taviz vermek, iyi zamanlarda ise
davaya sarılmak; dava adamının yapacağı bir iş olmasa gerek. Daha da önemlisi
kötü zamanlar; dava adamlarına psikolojik dirençlerini test etmek gibi bir
imkânı da sunarlar. Bu bağlamda dava adamları her şeye rağmen “hapishaneler de
vatan köşesidir” diyecek kadar cesaret sahibi olmalıdır.
Özelliksizlik, renksizlik, kimliksizlik ve köşesizlik dava
adamı değil oportünist adamın karakteridir. El yordamıyla yöneten, olayları
seyreden ya da rutini izleyenler yalnızca fırsatın adamıdırlar. Dava adamı ile
sistemin adamı arasındaki fark rahata ve konfora kıyma hususunda kendini
gösterir. Dava adamı görüntüsü içinde olanlar çoğu zaman sistemin sanal
alkışları sayesinde sistemin adamı haline gelebilirler. Sisteme karşı durma
gücünü kendinde göremeyenler birden bire onaylanmak ve bir avuç alkış adına hiç
de farkında olmadan sistemin kollarına kendilerini bırakırlar.
Gerçek dava adamlarının bugünü değil geleceği yönetmek gibi
bir hedefe kilitlenmiş olmaları bütün olup bitenden daha önemlidir. Onun için bu
tür insanlar geçici değil geleceğe kalacak değerler peşinden koşarlar. Gelecekle
randevusu olanlar konjonktürel ya da fırsat stratejilerinin peşinden koşamazlar.
Geçmişi olmayanın davası, geleceği olmayanın da ülküsü yok
demektir. Dava adamının yaşam stratejisinde gelecek geçmişten daha da fazla yer
tutar. Tamamen geçmişe yatmanın ya da mirastan yemenin ise bir tek sonucu vardır:
geçmiş olmak!
Dünyanın her gün neredeyse yeniden inşa edildiği, sanayiler,
bilim dalları, ideolojiler, dinler, ülkeler arasındaki geleneksel ilişkilerin
süratle anlamlarını yitirdiği bir çağda geleceği düşünmek daha doğrusu bir
anlamı düşünmek her şeyden önce bir varlık sorunudur.
Bu bağlamda dava adamlarının ‘geleceğe kalmak’ya da ‘geçmiş
olmak’arasında tercih yapmak gibi acil bir görevleri vardır.
Özcan Yeniçeri
Yeniçağ Gazetesi, 05.01.2007
GERİ
|