|
SEVD??? ?ARKILAR
FİKİR YAZILARI
RÜŞVET BİR MESLEKTİR!
İkibin beş yüz yıl önce Sokrat, “Ya ahlaklılar devleti
yönetmeli ya da devleti yönetenler ahlaklı olmalıdır” anlamına gelen sözler
söylemiştir. Buna karşılık Sokrat’a “Bizim en ahlaklı ve en iyi sanarak iş
başına getirdiğimiz insanlar; ahlaksız ve kötü çıkarlarsa toplumu onların
kötülüklerinden nasıl koruruz?” diye bir soru sormuşlardır. Sokrat ise “Öyle bir
yapı kurulmalı ki, kurumları yönetecekler topluma hizmet ve yararlı olmaktan
başka bir şey yapamasınlar” anlamına gelen bir cevap vermiştir.
Görüldüğü gibi ahlaki çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu ve
yabancılaşmayı önlemenin iki yolu vardır. Birincisi yapısal olarak güçlü
kurumların başına ahlaki bakımından düzgün adamları koymaktır. İkincisi de,
yapısal olarak kurumları, yanlışa imkân tanımayan bir bünyeye kavuşturmaktır.
Bunların ikisi de yoksa halkı rüşvet ve soygundan kurtaracak başka bir çare de
yok demektir.
IMF, Dünya Bankası ve AB karşısında Türkiye’yi bu
rüşvetçiler, banka hortumcuları, yolsuzluk yapanlar diz çöktürmüştür. Osmanlı’yı
çökerten de, Türkiye’yi krizden krize düşüren de bu rüşvet, yolsuzluk ve bu
kapkaç düzenidir.
Bu ülkede rüşvetsiz selamın dahi alınmadığı dönemlerden söz
edilir. Türkiye, savurganlık ve rüşvete karşı duran Tarhuncu Ahmet Paşa gibi
sadrazamların sırf bu yüzden idam edildiği bir mirasın üzerine kurulmuştur.
Osmanlı’dan bugüne kırılamayan
rüşvet-bürokrat-siyaset-ihale-mafya döngüsünde gelinen aşamayı “Memurum işini
bilir” , “Anayasayı bir kez delsek ne olur?” ya da “Ben adamın zenginini
severim!” , “Rüşvetin belgesi mi olur?” gibi sözleri özetlemektedir.
Hâlâ bugün Türkiye Cumhuriyetinde koca koca bürokratlar
rüşvet yüzünden derdest edilmektedir. Bu durum sistemin ne denli
yabancılaştığının ve çürüdüğünün göstergesidir. Bu ülkede bazı makamların, hatta
yaşların şeref makamı olduğunu ve oralara fiyat biçilemeyeceğini bir takım
insanlar bir türlü öğrenememiştir. Kuşkusuz makamlar da al/sat konusu olabilir.
Ama köklü gelenekleri olan büyük kültürler buna izin vermezler.
İnsanların bazı makamlara getirilirken “liyakat, ehliyet,
uzmanlık” yanında bir de kişilik testinden geçirilmesi gerekir. Zayıf, aciz,
gevşek, açgözlü, düşük ve kalitesiz bir kişiliğe sahip olanların hiç atanmaması
gereken görevler olmalı. Paraya, cinselliğe ve iktidara aç insanların, yetenekli
diye paranın ya da istismarı mümkün olan yerlerin başına getirilmesinden daha
tehlikeli bir şey düşünülebilir mi? Hırsızdan hazine bekçisi olur mu?
Ecdat yıllar önce bunun ölçüsünü de koymuştur: Kişi önce
“eline, beline, diline” sağlam olacaktır.
Adam üç dört yıl önce “Vurgun Operasyonu” nda gözaltına
alınıyor. Ardından “Kolon Operasyonu” yapılıyor onda da gözaltına alınıyor.
Birinci operasyondan muhakemesi süren bir adam ikincisinde de hâkim karşısına
çıkarılıyor. Usulsüzlükten hakkında dava açılmış olan bir şirketin ikinci
operasyonla yeniden hakkında işlem başlatılıyor. Çünkü Türkiye’de bugün rüşvet
bir meslek haline gelmiştir. Bunu görmek gerekir. Kişiler cezalandırılarak da bu
iş önlenemez. Sorun yapısaldır.
Bir düşünelim bu ne iştir? Şaibeye bulaşmış adam ya da şirketlerin her defasında
bir yolunu bularak kamuyu soymaları mümkün oluyor. Hadi diyelim ki, “alışmış
kudurmuştan beterdir”. Tamam da bu adamlar ve şirketleri nasıl olup da hâlâ
ihalelere şu veya bu yöntemi kullanarak sokuluyor? Ya da sokulabiliyor?
Bazı olaylar vardır ki, “şuyuu, vukuundan beterdir” yani
söylentisi olmasından da kötüdür. Rüşvet de bu tür yüz kızartıcı bir olaydır.
Eğer bazı insanlar utanma duygusunu yitirmişlerse, kamuyu bu adamların şerrinden
koruyacak yapısal düzenlemelere ihtiyaç olduğu açıktır. İktidar benim Ali Dibom,
senin rüşvetçin demeden, halkın kanını emen bu sülüklerin işini bitirmelidir.
Özcan Yeniçeri
Yeniçağ Gazetesi, 28.12.2006
GERİ
|