Welcome to !

     Al Bayrak


     Atatürk


Büyük Önder


     İlker Başbuğ


Ordumuzun Başbuğ'u


     Rauf Denktaş


Ender Rastlanan
Devlet Adamı


     Bekir Akoğul


     Açık Mektuplar


- 1. Açık Mektup
- 2. Açık Mektup


     İçerik

- 12 Eylül
- Fotoğraf Albümü
- Videolar
- Abide Şahsiyetler


     Fikir Yazıları

22 Temmuz 2007 Seçimleri ve M.H.P.

Türk Milliyetçiliğinin Radikal Siyasal Programı

Türk Milliyetçiliğinin İdeolojik Yapılanması

Türk Milliyetçiliğinin Durum Tespiti

Türkiye'de Kriz

Büyük Orta Doğu Projesi ve A.K.P.

21.Yüzyılda Türk Milliyetçiliği ve Cumhuriyetin En Uzun On Yılı

Dava Adamlığı!

Rüşvet Bir Meslektir!

Gövde Ya da Değer Adamı Olmak!

Hareket Vazgeçilmezlerine Saygı Göstermelidir

Davaları İyi Olduklarına İnananlar Öldürür

Ülkücü Düşünür ve Yazarların Sorumlulukları

Türkçülük ve Türk Birliği

Yahudiler

30 Ağustos Zaferi'nin Doğuşu

7 EKİM Darağaçlarında Can Veren Şehitlerimizi Anma Günü

Cumhuriyet Nasıl İlan Edildi?

EKLEMELER DEVAM EDECEKTİR...


     Ülkücü Kalemler
Ahmet Yılmaz
ahmetyilmaz@ankara.tc

Milletsiz Devlet Milliyetçiliği!
Bekir Akoğul
bekirakogul@gmail.com

VATAN BİR BÜTÜNDÜR.
Özgür Çelik
bilgi@ozgurcelik.org

Geciken ve ihmal edilen Milli Felsefe (1)
Recep Küçükizsiz


Mustafa'm bir bakı ver..
Ziyaretçi Yazar


NEDEN EVET...

     Mehmetçik Vakfı


T.S.K. Mehmetçik Vakfı


     Türkmen Cephesi


Irak Türkmen Cephesi


     Basın ve Medya


BengüTürk



Yeniçağ TV



Ata TV


Yeniçağ Gazetesi


Ortadoğu Gazetesi


Art Avrasya TV


     Bağlantılar

- Ali Güngör
- Ötüken
- Ülküm
- Yusufiye
- Yalnız Kurt
- Türk Gündem
- Başbuğ.Net
- Ali Kınık
- Lünen Ülkü Ocağı
- F. Kaya Kuzucu
- Araz Elses
- Hasan Sağındık
- M.H.P.
- Abdullah Çatlı


     Arama



     Fotoğraflar

DSC04931.JPG
DSC04931.JPG

DSC04785.JPG
DSC04785.JPG

DSC04782.JPG
DSC04782.JPG

Photo Gallery

     Bozkurtlar


Yusufiyeli Bozkurtlar -1-

Yusufiyeli Bozkurtlar -2-

Yusufiyeli Bozkurtlar -3-

Yusufiyeli Bozkurtlar -4-

Yusufiyeli Bozkurtlar -5-


     Site İzlenimi
Şu ana kadar
766862
sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Haziran 2008

     İrtibat

- Bekir Akoğul
ve
Site Ekibi


SEVD??? ?ARKILAR

FİKİR YAZILARI

CUMHURİYET NASIL İLAN EDİLDİ?

Atatürk, büyük zaferi müteakip, kurtardığı İzmir’den trenle Ankara’ya dönerken, yanındaki Rauf, Yusuf Kemal, Ali Fethi gibi samimi arkadaşlarıyla hasbıhal esnasında, çok daha evvelki bir konuşmalarını hatırlatarak:

- Artık ben çekileyim. Zafer tamamdır. Siz Fevzi Paşanın etrafında toplanın. Kazım (Orbay) ile Kemalettin Sami gibi orduyu ellerine emniyetle verebileceğimiz kumandanlarımız var.
Diye vazifesinin sona ermiş olduğuna kanaat getirmiş gibiydi.

Hatta bu fikrini tatbik mevkiine koymak için de çoktan hazırlanmış olduğunu, bir müddet evvelki bir görüşmede, Yusuf Kemal’e şöyle açıklamıştı:

- Sulh yapılır yapılmaz, siyaseti bırakarak bir köye çekileceğiz. İkişer bin lira vererek bir “Numune Köyü Kooperatifi” kuracağız. Güzel değil mi?... Hazır mısın?...
Çok geçmeden sulh da oldu. Rauf Bey heyeti vekile riyasetinden istifa etti. Yerine dahiliye vekili Ali Fethi Bey geldi.
Bu üç hadiseden ilki; Atatürk’ün, bizzat müteaddit defalar tekrar ettiği gibi, iş başından çekilip mütevazı bir vatandaş hayatına avdeti için kafi idi.

Olayların devamı

Fakat ikinci ve üçüncü olaylar yani Rauf Beyin küskün bir vazıyette başkentten ve Ankara’dan ayrılışı ile, yerine gelen Ali Fethi Beyin Büyük Millet Meclisinde mütemadiyen hırpalanışı ve bu sureti umumi politika havasında husule gelen bulanıklık, Atatürk’e “iş başından çekilmek” kararının mevsimsiz olduğu kanaatini vermiş göründü.

Bundan sonra istemediği şekiller alarak birbirini takibeden hadiselerden doğan anlaşmazlıkların ardarda devam edişi nihayet, Atatürk’e son ve kati kararını verdirdi.
26 Ekim 1923 Cuma günü Çankaya’da topladığı heyeti vekile reisi Ali Fethi Beyle diğer vekillerin, hem istifalarını, hem de yeni kurulacak kabinede katiyen yer almamalarını temin etmek suretiyle husule getirdiği eşi görülmemiş hükümet buhranı karşısında Atatürk, gaye bildiği “Cumhuriyete artık en kısa yoldan varmak için, adım adım şu merhaleleri takibetmiştir:

İstifalar Meclis’te

27 Ekim Cumartesi günü öğleden sonra onüçde Atatürk’ün başkanlığında toplanan fırka heyeti umumiyesine bildirildikten sonra saat 5’te de Büyük Millet Meclisinde okunan heyeti vekilenin şu istifanamesi meclise yeni bir hükümet kurmak vazifesi yüklüyordu. "Türkiye Devletinin karşısında bulunan dahili ve harici mühim ve müşkül vazifeleri kolaylıkla intaca muvaffak olması için gayet kuvvetli bir meclisin tam müzaheretine mazhar bir heyeti vekileye kati ihtiyaç bulunduğu kanaatindeyiz. Binaenaleyh meclisi alinin her türlü suretle itimat ve müzaheretine müstenit bir heyeti vekilenin teşekkülüne hizmet etmek maksadiyle istifa eylediğimizi kemali hürmetle arz eyleriz."

Meclis azası bu istifaname karşısında kuru kuru toplanarak Ekim’in 28. günü akşamına kadar çeşit çeşit heyeti vekile listeleri yaptığı halde bir türlü müspet bir neticeye varamadı çünkü menfaatler çarpışıyor, listeye girmek isteyenler çoğalıyor, bir taraftan da, seçilebilecek kuvvette olabilenler fırka kanalı ile, istinkafa davet ediliyorlardı. 28 Ekim akşamı, geç vakit toplantı halinde bulunan fırka heyetine davet olunan Atatürk, kendisine: “Fırka umumi başkanı sıfatı ile noktayı nazarını bildirmek üzere” sunulan son namzet listesine göz gezdirdikten sonra:
- Bence muaffıktır. Fakat bu listede isimleri bulunan zatların da rey ve muvaffakatlerini almak lazımdır dedi. Bu teklifi kabul edilince, ilk evvel, hariciye vekaletine namzet gösterilmiş olan Yusuf Kemal Beyin fikri soruldu:
- Hayır... Kabul edemem... cevabı alındı. Diğerleri de tereddüt etmeden, aynı cevabı veriyorlar, kabul etmiyorlardı.
Atatürk bu vaziyet karşısında fırka idare heyeti azasına:
- İcab edenlerle tekrar ve iyice görüşerek yeni ve kati bir liste tespit etmeye çalışın!
Diyerek yanlarından ayrıldı. Çankaya’ya gitmek üzere meclis binasından çıkarken, evvelce beklemelerini tembih etmiş oldu Kemalettin Sami ve Halit Paşaları beraberine aldı. Ayrıca İsmet ve Kâzım Paşalarla Ali Fethi Beyi de davet ederek birlikte Çankaya’ya gittiler. Orada da, kendisini ziyarete gelmiş olan Rize Mebusu Fuat ve Afyon Mebusu Ruşen Eşref ile buluştu.
Vakit ilerlemişti derhal sofraya oturdular.
Bunların arasında, Kemalettin Sami Paşa gibi bazıları bir gece evvelden verilmiş kararı biliyorlar iseler de diğerleri henüz hiçbir şey bilmiyorlar, Yalnız, Atatürkün mühim ve kati bir neticeye varmak üzere olduğunu hissediyor ve merakla bekliyorlardı.
Bu intizar (-) bekleyiş uzun sürmedi.
Atatürk ne zamandan beri dilinin uçunda bulunan dört kelimeyi gayet sakin ve vakur bir eda ile telaffuz etti:
- Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz!
Sofra başındakilerin hepsi, bu fikri hararetle iştirak ettiler. Yemekten kalkıldı herkese ayrı ayrı verilen vazifeler tespit edildi.

Anayasa değişiyor

Atatürk, cümlesine başarılar dileyerek uğurladıktan sonra, İsmet Paşa ile başbaşa kalarak, bir kanun lâyihası hazırladı.
Bu müsvettede, teşkilatı esasiye kanunun devlet şeklini tespit eden birinci ve üçüncü maddelerini “Türkiye devletinin şekli hükümeti Cumhuriyettir” ve “Türkiye Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Meclis hükümetin inkisam ettiği şuabatı idareyi icra vekileri vasıtasıyla idare eder” ilaveleriyle tadil etmiş ve ayrıca 8 ve 9. maddelere de Türkiye Cumhureisinin nasıl seçileceği ve ne gibi vazifeleri bulunacağı kayıtları ilave edilmişti.

29 Ekim Pazartesi sabahı saat 10 da tekrar toplanan Halk fırkası grup idare heyeti reisi Fethi Beyin şu teklifini dinledi:
- Heyeti umumiyeye arzedilmek üzere yeni bir heyeti vekile listesi tertip edildi. Fakat kati bir şey değildir. Hüküm heyeti muhteremenizindir. Kabul ederseniz okunsun.
Böylece okunan liste de, itirazlara uğradı. Hatta bu arada, listede iktisat vekaletine namzet olan Celal (Bayar) Bey de söz alarak; seçilmemesini istedi ve bu işte “milletin arzusuna uygun bir heyeti vekile intihabetmek için acele edilmemesi lâzım geldiğini” tavsiye etti.

Mevcut olan rejimin adı nasıl kondu

Uzun münakaşalardan sonra, gene bir neticeye varılamayınca en yaşlı azadan, İstanbul Mebusu Abdurrahman Şeref şu teklifte bulundu:

- Cümlemizin maksadı vatanımızın saadetidir. Telaşa, endişeye mahal yoktur. Bir makina kurup tıkır tıkır işletemiyoruz. Bu her memlekette vaki olan birşeydir. Kuvvetli bir hükümeti nasıl kurmalı? Marazı ne suretle keşfetmeli? Teşkilatı esasiye kanunumuzu nazarı dikkate alalım. Hükümetin vazifesini tayin edelim. Meclisde kanaatlerini söylesin. Ondan sonra reis paşamızı davet edelim, kanaatlerini beyan buyursunlar. Bir netice çıkaralım. Ali maksatlarda müşterekiz. Reis paşa hazretleri, behemehal gelsinler, kanaatlerini söylesinler. Daha birçokları da aynı fikri ileri sürünce, müzakere kafi görüldü ve Kemalettin Sami Paşanın takririyle “Reisi umumi sıfatiyle meselenin halline tevkil ve memur edilen” Atatürk’ün davetine karar yerildi.

Bunun üzerine Çankaya’dan Meclise gelen Atatürk, kürsüye çıkarak:

- Efendiler, heyeti vekile intihabında teşettüti efkar (- karışık fikirler) hasıl olduğu anlaşılmıştır. Bana bir saat müsaade buyurun. Bulacağım hal suretini arzederim

Diyor ve hemen meclisteki odasına çekilerek, münasip gördüğü arkadaşlarını yanına çağırtıp, onlara gece İsmet Paşa ile birlikte hazırlamış olduğu kanun mesveddesini gösteriyor, hepsinin muvaffakatini alıyor ve öğleden sonraki fırka heyeti umumiyesinde, durumu şöyle açıklıyor:

- Hallinde zorluğa uğradığınız meselenin sebep ve illeti bütün arkadaşlarca, taayyün etmiş olduğu kanaatindeyim. Noksan ve kusur, takibetmekte olduğumuz usul ve şekildedir. Filhakika mevcut Teşkilatı Esasiye kanunumuza tevfikan bir heyeti vekile teşkiline teşebbüs ettiğimiz zaman, bütün rufekanın her biri vekiller ve heyeti vekile intihap mecburiyetinde bulunuyor. Heyeti umumiyenizin, birden beyeti vekile intihabına mecbur olmanızda görülen müşkülatın halli zamanı gelmiştir. Geçen devrede de, aynı suretle müşkülata tesadüf ediliyor. Görülüyor ki bu durum bazan birçük teşevvüşlere badi (-karışıklıklara sebep) oluyor. Heyeti celileniz bu müşkülün halline beni memur kıldınız. Ben de bu arzettiğim kanattan mülhem olarak düşündüğüm şekli tespit ettim . Onu teklif edeceğim. Teklifim kabule mazhar olursa kuvvetli ve mütesanid bir hükümet teşkili kabil olacaktır. Devletimizin şekil ve mahiyetini tespit eden ve hepimiz için gaye olan Teşkilatı Esasiye kanunumuzun bazı noktalarına tavzih lazımdır. Teklif şudur...

Dedi ve malûm kanun müsveddesini katibe uzatarak, kürsüden indi. Katibin teklifi okuması üzerine münakaşa başladı.

İlk itiraz edenler arasında bulunan Erzincan Mebusu Sabit ve Niğde nebusu Hazım Beyler, şimdi yalnız kabine buhranını halletmek lazım geldiğini, cumhuriyet meselesinin ilerde düşünülmesi münasip olacağını ileri sürdülerse de, teklifin kabulü halinde konuşanların ağır basmaları üzerine, nihayet gene İstanbul Mebusu, meşhur tarihçi Abdurrahman Şerefin:

- Eşkali hükümetin tadadına lüzum yok. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir, dedikten sonra, kime sorarsanız sorunuz bu cumhuriyettir. Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin!..

Sözleriyle bilhassa Yusuf Kemal Beyin, teklifinin kabulü lüzumuna dair uzun ve esaslı mütalaaları üzerine müzakere kafi görüldü ve okunan maddeler kabul edildi.

Öğleden sonra saat altıda, bu kanun teklifi usulü dairesinde meclis kanunu esasi encümeni tarafından da tetkik edilip mazbatası hazırlandı ve müstacelen müzakeresi için, meclise sevk edildi.

Meclis, en mühim ve o nispette hararetli celselerinden birini aksediyordu. Hala, cumhuriyet adının anılmasına bile tahammül edemeyenlerin, bütün didinme ve çırpınmalarına rağmen, Kanuni Esasi Encümeninde “müstecel ve derhal” müzakeresi istenerek gelen mazbata:

- Yaşasın Cumhuriyet!..

Sesleri arasında okundu ve alkışlarla kabul edildi.
Kırk sekiz saattir uykusuz bir vaziyette durmadan çalışarak, nihayet milleti de bir daha muradına erdiren Atatürk, en geniş nefesini aldı.
Ondan sonra, cumhurreisi seçimi yapıldı. Riyaset makamında bulunan İsmet Bey:

- Türkiye cumhuriyeti riyaseti için yapılan intihabat arasına, yüzellisekiz zat iştirak etmiş ve cumhurriyasetine yüzellisekiz aza müttefian Ankara Mebusu Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini intihab etmişlerdir.

Diye neticeyi, gene alkışlar ve yaşa sesleri ortasında ilan etti.

Bunu müteakip, kürsüye çıkan Atatürk, Türkiyenin ilk cumhurreisi sıfatiyle milletvekillerine şöyle hitabetti:

- Muhterem arkadaşlar!.. Mühim ve cihanşümul fevkalade hadiseler karşısında muhterem milletimizin teyakkuz ve intihabı hakikisine bir kıymettar vesika olan Teşkilatı Esasiye kanunumuzun bazı maddeleri tavzih için encümeni mahsus tarafından heyeti celilenize teklif olunan kanun layihasının kabulü münasebetiyle Türkiye devletinin; zaten cihanca malum olan, malûm olması lazım gelen mahiyeti, beynelmilel maruf unvanıyle yadedildi. Bunun icabı tabisi olmak üzere, bugüne kadar doğrudan doğruya meclis riyasetinde bulundurduğunuz arkadaşınıza ifa ettirdiğiniz vazifeyi, reisicumhur unvaniyle gene aynı arkadaşınıza, bu aciz arkadaşlarını tevcih ediyorsunuz. Bu münsebetle, şimdiye kadar hakkımda izhar buyurduğunuz muhabbet ve samimiyet ve itimadı bir defa daha göstermekle yüksek kadirşinaslığınızı isnat etmiş oluyorsunuz. Bundan dolayı heyeti celilenize bütün samimiyeti ruhiyemle arzı teşekkürat eylerim.

Ve cumhuriyetin memleket ve millete elbette çok hayırlı olmasını, kendisinin de bu emniyet ve itimada kesbi liyakat etmek için çalışacağını ilave ettikten sonra, sözlerini şöyle bitirdi: Daima, muhterem arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir surette yapışarak, onların şahıslarından kendimi bir an bile müstağni görmeyerek çalışacağım. Milletin teveccühünü daima istinad noktası telakki ederek hep beraber ileri gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.

Meclisçe 29/30 Ekim 1923 gecesi saat sekiz buçukta verilen cumhuriyet kararından onbeş dakika sonra da cumhurreisi seçilmek suretiyle bu iş sona ermiş ve aynı gece yarısından sonra da her tarafta yüzbir pare top atılmak suretiyle ilan edilmişti.

Cumhuriyetin ilanından iki gün sonra Çanakayada cereyan eden, küçük fakat mana itibariyle büyük bir hadiseyi kaydetmek isterim: Atatürk ziyaretine gelmiş olan Yusuf Kemal Beye:
-Latife Hanım, seni görmek istiyor...
Diyor. Latife Hanım, karşısında Yusuf Kemal’i görünce, biraz dalgın ve endişeli, soruyor:
- Nasıl kabul eder millet bunu? Acaba reisicumhurluğu hoş görür mü?
Yusuf Kemal Bey, şu cevabı veriyor:
- Hiçbir mahzur yoktur Hanımefendi... Unvan değişti. Başka bir şey olmadı. Zaten ne zamandan beri fiilen cumhurreisi değil miydi?

Bu esnada Atatürk odaya giriyor. Latife Hanım da, ona Yusuf Kemal Beyin dediğini anlatıyor. Bunun üzerine Atatürk:
Yok canım... diyor.
Benden vazgeçmeliydiniz. Ben Başvekil olup, çalışmalı mücadele etmeliydim. Reisicumhur, Fevzi Paşayı yapardık...

Yusuf Kemal Bey gülüyor ve şöyle cevap veriyor:
- Hayalatla uğraşmayalım paşam.....

Cumhuriyetin ilanı kararını nerede ve kimlere söyledim?

Mustafa Kemal Paşa anlatıyor:
Gece olmuştu. Çankaya’ya gitmek üzere meclis binasını terkederken, koridorlarda bana intizar etmekte olan, Kemalettin Sami ve Halit Paşalara tesadüf ettim. Ali Fuat Paşa Ankara’dan hareket ederken bunların Ankara’ya muvasalat eylediklerini o günkü gazetede, “Bir teşyi ve bir istikbal’ serlevhası altında okumuştum. Henüz kendileriyle görüşmemiştim. Benimle mülakat için geç vakte kadar orada intirada bulunduklarını anlayınca akşam yemeğine gelmelerini Müdafaai Milliye Vekili Kazım Paşa vasıtasiyle tebliğ ettim. İsmet Paşa ile Kazım Paşaya ve Fethi Beye de Çankaya’ya benimle beraber gelmelerini söyledim. Çankaya’ya gittiğim zaman orada, beni görmek üzere gelmiş, Rize Mebusu Fuat, Afyon Mebusu Ruşen Eşref Beylere tesadüf ettim. Onları da yemeğe alıkoydum. Yemek esnasında, yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz! dedim. Hazır bulunan arkadaşlar, derhal fikrime iştirak ettiler. Yemeği terkettik. O dakikadan itibaren, sureti hareket hakkında kısa bir program tesbit ve arkadaşları tavzif ettim. Tesbit ettiğim program ve verdiğim talimatın tatbikatını göreceksiniz!

Efendiler, görüyorsunuz ki, cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı davete ve onlarla müzakere ve münakaşaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü, onların zaten ve tabiaten benimle bu hususta hemfikir olduklarına şüphe etmiyordum. Halbuki, o esnada Ankara’da bulunmayan bazı zevat, salahiyetleri olmadığı halde, kendilerine haber verilmeden rey ve muvafakatleri alınmadan, cumhuriyetin ilan edilmiş olmasını vesilei iğbirar ve iftirak ettiler.

O gece birlikte bulunduğumuz arkadaşlar, erkenden beni terkettiler. Yalnız İsmet Paşa, Çankaya’da misafir idi. Onunla yalnız kaldıktan sonra bir kanun layihası müsveddesi hazırladık. Bu müsveddede Teşkilatı Esasiye kanununun şekli devleti tespit eden maddelerini şu surette tadil etmiştim:
Birinci maddenin, nihayetine “Türkiye Cumhuriyetinin şekli hükümeti cumhuriyettir.” cümlesini ilave ettim.

ATA’NIN SON CUMHURİYET BAYRAMI

29 Ekim 1938 de Cumhuriyetin 15 inci yıl dönümü için başkentte tertiplenen merasimde Atatürk, rahatsızlığı yüzünden hazır bulunamadı. Bu, O’nun Dolmabahçe Sarayındaki hasta döşeğinde idrak ettiği son Cumhuriyet Bayramı oldu.

Atatürk’e yakın kimseler, kendisini vücut bakımından sağlam, uykusuzluğa dayanıklı bulurlar. Neşesini hiçbir zaman kaybetmez. Zamanında eğlenmeyi iyi bilir.

Rahatsızlıkları için gene yakınları:
-Kısa ve geçici- idi, derler. Yorulmadan saatlerce vals yapar, zeybek oynar. Sabaha kadar süren meclislerinde, sonradan ılık bir banyo yapıp, hiç uyku uyumadan vazifesi başına geldiği, sık sık görülen şeylerdendir. Falih Rıfkı Atay: Hafızasının kuvvetine, dikkatinin devamlılık ve aksamazlığına, çalışma tahammülüne hep şaşardık. diye yazar.

Cumhuriyetin onuncu yılından sonra, bu dinamik ve yıpratıcı yaşayışın ilk talihsiz neticeleri görülmeye başlar. Halsiz ve isteksiz, hattâ iştahsız günler, aylar geçirmektedir. Ama, kendisini asıl ölüme götüren hastalığının ilk belirtilerini, sık sık gelen burun kanamaları göstermiştir. Öldürücü hastalığının bu ilk devresinde, soğuğa karşı eski mukavemeti kırılmıştı. Bilhassa Hatay meselesi kendisini fazlası ile ilgilendiriyor, hattâ üzüyordu. Bu hayati konuyu, Türkiye’yi savaşa sokmadan, fakat Hatay’ı da, Fransız mandasında bırakmaksızın kesinlikle halletmek kararındaydı. Hekimler, durumun bu nazik safhasında, kendisine aylarca yatakta mutlak bir dinlenme ve kesinlikle içki, yemek perhizi vermişlerdi. Ata, bunu hiç kale almadı. Bilhassa Hatayın kurtulması için gerekli tedbirlerle, saati saatine, günü gününe bizzat alâkalandı.

1938 yılının 19 Mayıs Gençlik Bayramı, böyle hüzün verici, kendi sıhhati bakımından kötümser bir hava içinde geldi. Her şeye rağmen Ankara Hipodromunda yapılan törene katıldı. Çok sevdiği Türk Gençliğinin karşısına çıktı.

1938 yılının 10 kasımına yakın günlerde, Dolmabahçe Sarayının kendisine tahsis edilmiş o mütevazı bölümünde kalıyordu. Yılbaşı söylevinin hazırlanmasına yatakta yardım ediyordu.

Ankaraya gitmek isteğini kaybetmiş, dudaklarında ezik, ümitsiz bir hal belirmişti.
"Bu zayıf durumda Ankaraya gitmekte bir fayda görmüyorum. Gidersem hiç kimsenin yardımı olmadan, hiç olmazsa otomobile kadar yürümeliyim. Arkadaşlarımla selamlaşabilmeliyim. Bunu yapamayacağımı anlıyorum." demiş.

1938 yılının Cumhuriyet Bayramı, ilk defa onun hastalık haberinin söylentisi yüzünden, tatsız geldi. Memleketin onu duyan, seven, hasret ve iştiyakla ya hipodromda, şeref locasından görünüşünü veya gazete sütunlarında çıkacak fotoğrafları ile bayram havası içinde görmeye alışmış halkı, bu defa onun sadece Meclis Başkanı tarafından vekâleten söylenmiş nutku ile karşılaştı. Türk milleti ilk defa acı hakikati öğrendi.

Cumhuriyet Bayramının kutlandığı günün gecesiydi. Boğaziçi vapurlarından birini kiralamış gençler, Dolmabahçe Sarayının rıhtımına yakın bir yere vapuru yanaştırmışlar, Atatürk avazeleri ile, O’nun için gösterilerde bulunuyorlardı. Bu bağrışmaları duyan Ata, takatinin son kertesini de aşarak, kesik kesik deyişlerle, pencereye kadar gitmek istediğini yanındakilere anlattı. Kollarına girdiler. Pencere kenarındaki koltuğa oturdu. Güç halle kaldırdığı elini, pencerenin dışına güçlükle uzatıp salladı. O zaman, vapuru dolduran gençlerin safından "yaşa yaşa Atatürk... Atatürk..." diye bağırıp, salvo halinde alkışları duyuldu. Sonra hep bir ağızdan:
"Dağ başını duman almış Gümüş dere durmaz akar..." diye, kendisinin çok sevdiğini bildikleri marşa başladılar.

Atatürk, odada bulunanlara bir ürperti veren ses titreşimleri içinde mırıldandı:
- Bu bayramlar ve yarınlar sizindir, gülegüle...
Sonra arkasını döndü. Kendisini tekrar ölüm yatağına götürmeleri için işaret etti...

Muhittin Nalbantoğlu

GERİ


     Gökbayrak


     Başbuğ


Gittin Gideli Bir Tuhafız


     A. Türkeş Vakfı


Alparslan Türkeş Vakfı


     İnancımız


- İslamiyet
- Kuran'ı kerim


     Kuran Dinle


Sesli Kuran Dinleyin


     Hadis

     Ülkücü Şehitler


Yüreğimize Gömdüklerimiz


     9 Işık


9 Işık


     Ozan Arif


Yol Başçımız


     Türkiye Enstitüsü


21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü


     Ümit Özdağ


Prof. Dr. Ümit Özdağ


     Milli Davalarımız


- Doğu Türkistan
- Kerkük
- Kıbrıs
- Kırım
- Karabağ
- Batı Trakya
- Çeçenistan


     Anket
A.TÜRKEŞ VAKFI hakkında görüşleriniz.

Geç bile kalındı.
Destekliyorum.
Bu saat'te VAKFA ne gerek vardı.
Dünya durdukça TÜRKEŞ ismi yaşatılmalıdır.
Vakfa nasıl faydalı olabilirim.
2010 Vakıf hangi aktiviteleri yapacak.
Maddi manevi VAKFIN destekcisiyim.
Böyle bir vakfın varlığını ilk defa duydum.
VAKFIN faydalı olacağına inanıyorum.



Sonuçlar
Anketler

Toplam Oy 233

     Ocak


     Günün müziği

MÜZİK DİNLE


     ARŞİV'DEN
22.08.10
· KISSADAN HİSSE...
19.08.10
· AKP işte eseriniz...
15.08.10
· YUSUFİYELİ ÜLKÜCÜLER GENEL BAŞKANI...
· BİR ŞİİR....
· OSMAN PAMUKOĞLU,da ''HAYIR'' diyecek..
14.08.10
· ANALAR DAHA FAZLA AĞLAMASIN DEDİ..
10.08.10
· AYDINLIK BİR TÜRKİYE İÇİN...
· Nevşehirden seslendi.
13.07.10
· Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a..
10.07.10
· ''KAHPE OYUNLARI BOZACAĞIZ''.
07.07.10
· 10'lar Rahatsız....
· ''YILLAR SONRA BEKLENEN O ÜLKÜCÜ TAVIR''
01.07.10
· MHP Eski millet vekili. Ali Güngör
30.06.10
· Hastalıklı Erdoğan..
25.06.10
· ''HÜKÜMET İFLAS ETMİŞTİR''
23.06.10
· BİR ŞİİR....
22.06.10
· Hele eşşeklere hele..
20.06.10
· ''T.B.M.M mensupları Kandile gitmeli''..
· ÖNLEM ÖNERİLERİ...
· Terör örgütünün hamisi de başbakandır.''
19.06.10
· SON GÜNLERDE ARTAN TERÖR ÜZERİNE...
13.06.10
· EN SON KÖŞE YAZIM....!
· Basın açıklaması...
02.06.10
· Şok teröre karşı alınması gereken şok önlemler (Prof. Dr. Ümit Özdağ)
31.05.10
· Yandaşlarınla birlikte ''KAHROL İSRAİL''.
29.05.10
· TARİHİ BİR GERÇEK...
· Fethi'nin 557'nci yıl dönümü kutlu olsun..
27.05.10
· 30 Yıl oldu Onu yolcu edeli.
24.05.10
· Asıl mesele bu ikili..
22.05.10
· ADRESE TESLİM...DUYURU...

Eski Haberler




Web site engine code is Copyright © 2003 by PHP-Nuke. All Rights Reserved. PHP-Nuke is Free Software released under the GNU/GPL license.
Sayfa Üretimi: 0.079 Saniye