|
SEVD??? ?ARKILAR
FİKİR YAZILARI
CUMHURİYET NASIL İLAN EDİLDİ?
Atatürk, büyük zaferi müteakip, kurtardığı İzmir’den trenle
Ankara’ya dönerken, yanındaki Rauf, Yusuf Kemal, Ali Fethi gibi samimi
arkadaşlarıyla hasbıhal esnasında, çok daha evvelki bir konuşmalarını
hatırlatarak:
- Artık ben çekileyim. Zafer tamamdır. Siz Fevzi Paşanın
etrafında toplanın. Kazım (Orbay) ile Kemalettin Sami gibi orduyu ellerine
emniyetle verebileceğimiz kumandanlarımız var.
Diye vazifesinin sona ermiş olduğuna kanaat getirmiş gibiydi.
Hatta bu fikrini tatbik mevkiine koymak için de çoktan
hazırlanmış olduğunu, bir müddet evvelki bir görüşmede, Yusuf Kemal’e şöyle
açıklamıştı:
- Sulh yapılır yapılmaz, siyaseti bırakarak bir köye
çekileceğiz. İkişer bin lira vererek bir “Numune Köyü Kooperatifi” kuracağız.
Güzel değil mi?... Hazır mısın?...
Çok geçmeden sulh da oldu. Rauf Bey heyeti vekile riyasetinden istifa etti.
Yerine dahiliye vekili Ali Fethi Bey geldi.
Bu üç hadiseden ilki; Atatürk’ün, bizzat müteaddit defalar tekrar ettiği gibi,
iş başından çekilip mütevazı bir vatandaş hayatına avdeti için kafi idi.
Olayların devamı
Fakat ikinci ve üçüncü olaylar yani Rauf Beyin küskün bir
vazıyette başkentten ve Ankara’dan ayrılışı ile, yerine gelen Ali Fethi Beyin
Büyük Millet Meclisinde mütemadiyen hırpalanışı ve bu sureti umumi politika
havasında husule gelen bulanıklık, Atatürk’e “iş başından çekilmek” kararının
mevsimsiz olduğu kanaatini vermiş göründü.
Bundan sonra istemediği şekiller alarak birbirini takibeden
hadiselerden doğan anlaşmazlıkların ardarda devam edişi nihayet, Atatürk’e son
ve kati kararını verdirdi.
26 Ekim 1923 Cuma günü Çankaya’da topladığı heyeti vekile reisi Ali Fethi Beyle
diğer vekillerin, hem istifalarını, hem de yeni kurulacak kabinede katiyen yer
almamalarını temin etmek suretiyle husule getirdiği eşi görülmemiş hükümet
buhranı karşısında Atatürk, gaye bildiği “Cumhuriyete artık en kısa yoldan
varmak için, adım adım şu merhaleleri takibetmiştir:
İstifalar Meclis’te
27 Ekim Cumartesi günü öğleden sonra onüçde Atatürk’ün
başkanlığında toplanan fırka heyeti umumiyesine bildirildikten sonra saat 5’te
de Büyük Millet Meclisinde okunan heyeti vekilenin şu istifanamesi meclise yeni
bir hükümet kurmak vazifesi yüklüyordu. "Türkiye Devletinin karşısında bulunan
dahili ve harici mühim ve müşkül vazifeleri kolaylıkla intaca muvaffak olması
için gayet kuvvetli bir meclisin tam müzaheretine mazhar bir heyeti vekileye
kati ihtiyaç bulunduğu kanaatindeyiz. Binaenaleyh meclisi alinin her türlü
suretle itimat ve müzaheretine müstenit bir heyeti vekilenin teşekkülüne hizmet
etmek maksadiyle istifa eylediğimizi kemali hürmetle arz eyleriz."
Meclis azası bu istifaname karşısında kuru kuru toplanarak
Ekim’in 28. günü akşamına kadar çeşit çeşit heyeti vekile listeleri yaptığı
halde bir türlü müspet bir neticeye varamadı çünkü menfaatler çarpışıyor,
listeye girmek isteyenler çoğalıyor, bir taraftan da, seçilebilecek kuvvette
olabilenler fırka kanalı ile, istinkafa davet ediliyorlardı. 28 Ekim akşamı, geç
vakit toplantı halinde bulunan fırka heyetine davet olunan Atatürk, kendisine:
“Fırka umumi başkanı sıfatı ile noktayı nazarını bildirmek üzere” sunulan son
namzet listesine göz gezdirdikten sonra:
- Bence muaffıktır. Fakat bu listede isimleri bulunan zatların da rey ve
muvaffakatlerini almak lazımdır dedi. Bu teklifi kabul edilince, ilk evvel,
hariciye vekaletine namzet gösterilmiş olan Yusuf Kemal Beyin fikri soruldu:
- Hayır... Kabul edemem... cevabı alındı. Diğerleri de tereddüt etmeden, aynı
cevabı veriyorlar, kabul etmiyorlardı.
Atatürk bu vaziyet karşısında fırka idare heyeti azasına:
- İcab edenlerle tekrar ve iyice görüşerek yeni ve kati bir liste tespit etmeye
çalışın!
Diyerek yanlarından ayrıldı. Çankaya’ya gitmek üzere meclis binasından çıkarken,
evvelce beklemelerini tembih etmiş oldu Kemalettin Sami ve Halit Paşaları
beraberine aldı. Ayrıca İsmet ve Kâzım Paşalarla Ali Fethi Beyi de davet ederek
birlikte Çankaya’ya gittiler. Orada da, kendisini ziyarete gelmiş olan Rize
Mebusu Fuat ve Afyon Mebusu Ruşen Eşref ile buluştu.
Vakit ilerlemişti derhal sofraya oturdular.
Bunların arasında, Kemalettin Sami Paşa gibi bazıları bir gece evvelden verilmiş
kararı biliyorlar iseler de diğerleri henüz hiçbir şey bilmiyorlar, Yalnız,
Atatürkün mühim ve kati bir neticeye varmak üzere olduğunu hissediyor ve merakla
bekliyorlardı.
Bu intizar (-) bekleyiş uzun sürmedi.
Atatürk ne zamandan beri dilinin uçunda bulunan dört kelimeyi gayet sakin ve
vakur bir eda ile telaffuz etti:
- Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz!
Sofra başındakilerin hepsi, bu fikri hararetle iştirak ettiler. Yemekten
kalkıldı herkese ayrı ayrı verilen vazifeler tespit edildi.
Anayasa değişiyor
Atatürk, cümlesine başarılar dileyerek uğurladıktan sonra,
İsmet Paşa ile başbaşa kalarak, bir kanun lâyihası hazırladı.
Bu müsvettede, teşkilatı esasiye kanunun devlet şeklini tespit eden birinci ve
üçüncü maddelerini “Türkiye devletinin şekli hükümeti Cumhuriyettir” ve “Türkiye
Devleti Büyük Millet Meclisi tarafından idare olunur. Meclis hükümetin inkisam
ettiği şuabatı idareyi icra vekileri vasıtasıyla idare eder” ilaveleriyle tadil
etmiş ve ayrıca 8 ve 9. maddelere de Türkiye Cumhureisinin nasıl seçileceği ve
ne gibi vazifeleri bulunacağı kayıtları ilave edilmişti.
29 Ekim Pazartesi sabahı saat 10 da tekrar toplanan Halk
fırkası grup idare heyeti reisi Fethi Beyin şu teklifini dinledi:
- Heyeti umumiyeye arzedilmek üzere yeni bir heyeti vekile listesi tertip
edildi. Fakat kati bir şey değildir. Hüküm heyeti muhteremenizindir. Kabul
ederseniz okunsun.
Böylece okunan liste de, itirazlara uğradı. Hatta bu arada, listede iktisat
vekaletine namzet olan Celal (Bayar) Bey de söz alarak; seçilmemesini istedi ve
bu işte “milletin arzusuna uygun bir heyeti vekile intihabetmek için acele
edilmemesi lâzım geldiğini” tavsiye etti.
Mevcut olan rejimin adı nasıl kondu
Uzun münakaşalardan sonra, gene bir neticeye varılamayınca en
yaşlı azadan, İstanbul Mebusu Abdurrahman Şeref şu teklifte bulundu:
- Cümlemizin maksadı vatanımızın saadetidir. Telaşa, endişeye
mahal yoktur. Bir makina kurup tıkır tıkır işletemiyoruz. Bu her memlekette vaki
olan birşeydir. Kuvvetli bir hükümeti nasıl kurmalı? Marazı ne suretle
keşfetmeli? Teşkilatı esasiye kanunumuzu nazarı dikkate alalım. Hükümetin
vazifesini tayin edelim. Meclisde kanaatlerini söylesin. Ondan sonra reis
paşamızı davet edelim, kanaatlerini beyan buyursunlar. Bir netice çıkaralım. Ali
maksatlarda müşterekiz. Reis paşa hazretleri, behemehal gelsinler, kanaatlerini
söylesinler. Daha birçokları da aynı fikri ileri sürünce, müzakere kafi görüldü
ve Kemalettin Sami Paşanın takririyle “Reisi umumi sıfatiyle meselenin halline
tevkil ve memur edilen” Atatürk’ün davetine karar yerildi.
Bunun üzerine Çankaya’dan Meclise gelen Atatürk, kürsüye
çıkarak:
- Efendiler, heyeti vekile intihabında teşettüti efkar (-
karışık fikirler) hasıl olduğu anlaşılmıştır. Bana bir saat müsaade buyurun.
Bulacağım hal suretini arzederim
Diyor ve hemen meclisteki odasına çekilerek, münasip gördüğü
arkadaşlarını yanına çağırtıp, onlara gece İsmet Paşa ile birlikte hazırlamış
olduğu kanun mesveddesini gösteriyor, hepsinin muvaffakatini alıyor ve öğleden
sonraki fırka heyeti umumiyesinde, durumu şöyle açıklıyor:
- Hallinde zorluğa uğradığınız meselenin sebep ve illeti
bütün arkadaşlarca, taayyün etmiş olduğu kanaatindeyim. Noksan ve kusur,
takibetmekte olduğumuz usul ve şekildedir. Filhakika mevcut Teşkilatı Esasiye
kanunumuza tevfikan bir heyeti vekile teşkiline teşebbüs ettiğimiz zaman, bütün
rufekanın her biri vekiller ve heyeti vekile intihap mecburiyetinde bulunuyor.
Heyeti umumiyenizin, birden beyeti vekile intihabına mecbur olmanızda görülen
müşkülatın halli zamanı gelmiştir. Geçen devrede de, aynı suretle müşkülata
tesadüf ediliyor. Görülüyor ki bu durum bazan birçük teşevvüşlere badi
(-karışıklıklara sebep) oluyor. Heyeti celileniz bu müşkülün halline beni memur
kıldınız. Ben de bu arzettiğim kanattan mülhem olarak düşündüğüm şekli
tespit ettim . Onu teklif edeceğim. Teklifim kabule mazhar olursa kuvvetli ve
mütesanid bir hükümet teşkili kabil olacaktır. Devletimizin şekil ve mahiyetini
tespit eden ve hepimiz için gaye olan Teşkilatı Esasiye kanunumuzun bazı
noktalarına tavzih lazımdır. Teklif şudur...
Dedi ve malûm kanun müsveddesini katibe uzatarak, kürsüden indi. Katibin teklifi
okuması üzerine münakaşa başladı.
İlk itiraz edenler arasında bulunan Erzincan Mebusu Sabit ve
Niğde nebusu Hazım Beyler, şimdi yalnız kabine buhranını halletmek lazım
geldiğini, cumhuriyet meselesinin ilerde düşünülmesi münasip olacağını ileri
sürdülerse de, teklifin kabulü halinde konuşanların ağır basmaları üzerine,
nihayet gene İstanbul Mebusu, meşhur tarihçi Abdurrahman Şerefin:
- Eşkali hükümetin tadadına lüzum yok. Hakimiyet kayıtsız
şartsız milletindir, dedikten sonra, kime sorarsanız sorunuz bu cumhuriyettir.
Doğan çocuğun adıdır. Ama bu ad bazılarına hoş gelmezmiş, varsın gelmesin!..
Sözleriyle bilhassa Yusuf Kemal Beyin, teklifinin kabulü
lüzumuna dair uzun ve esaslı mütalaaları üzerine müzakere kafi görüldü ve okunan
maddeler kabul edildi.
Öğleden sonra saat altıda, bu kanun teklifi usulü dairesinde
meclis kanunu esasi encümeni tarafından da tetkik edilip mazbatası hazırlandı ve
müstacelen müzakeresi için, meclise sevk edildi.
Meclis, en mühim ve o nispette hararetli celselerinden birini
aksediyordu. Hala, cumhuriyet adının anılmasına bile tahammül edemeyenlerin,
bütün didinme ve çırpınmalarına rağmen, Kanuni Esasi Encümeninde “müstecel ve
derhal” müzakeresi istenerek gelen mazbata:
- Yaşasın Cumhuriyet!..
Sesleri arasında okundu ve alkışlarla kabul edildi.
Kırk sekiz saattir uykusuz bir vaziyette durmadan çalışarak, nihayet milleti de
bir daha muradına erdiren Atatürk, en geniş nefesini aldı.
Ondan sonra, cumhurreisi seçimi yapıldı. Riyaset makamında bulunan İsmet Bey:
- Türkiye cumhuriyeti riyaseti için yapılan intihabat
arasına, yüzellisekiz zat iştirak etmiş ve cumhurriyasetine yüzellisekiz aza
müttefian Ankara Mebusu Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini intihab
etmişlerdir.
Diye neticeyi, gene alkışlar ve yaşa sesleri ortasında ilan
etti.
Bunu müteakip, kürsüye çıkan Atatürk, Türkiyenin ilk
cumhurreisi sıfatiyle milletvekillerine şöyle hitabetti:
- Muhterem arkadaşlar!.. Mühim ve cihanşümul fevkalade
hadiseler karşısında muhterem milletimizin teyakkuz ve intihabı hakikisine bir
kıymettar vesika olan Teşkilatı Esasiye kanunumuzun bazı maddeleri tavzih için
encümeni mahsus tarafından heyeti celilenize teklif olunan kanun layihasının
kabulü münasebetiyle Türkiye devletinin; zaten cihanca malum olan, malûm olması
lazım gelen mahiyeti, beynelmilel maruf unvanıyle yadedildi. Bunun icabı tabisi
olmak üzere, bugüne kadar doğrudan doğruya meclis riyasetinde bulundurduğunuz
arkadaşınıza ifa ettirdiğiniz vazifeyi, reisicumhur unvaniyle gene aynı
arkadaşınıza, bu aciz arkadaşlarını tevcih ediyorsunuz. Bu münsebetle, şimdiye
kadar hakkımda izhar buyurduğunuz muhabbet ve samimiyet ve itimadı bir defa daha
göstermekle yüksek kadirşinaslığınızı isnat etmiş oluyorsunuz. Bundan dolayı
heyeti celilenize bütün samimiyeti ruhiyemle arzı teşekkürat eylerim.
Ve cumhuriyetin memleket ve millete elbette çok hayırlı
olmasını, kendisinin de bu emniyet ve itimada kesbi liyakat etmek için
çalışacağını ilave ettikten sonra, sözlerini şöyle bitirdi: Daima, muhterem
arkadaşlarımın ellerine çok samimi ve sıkı bir surette yapışarak, onların
şahıslarından kendimi bir an bile müstağni görmeyerek çalışacağım. Milletin
teveccühünü daima istinad noktası telakki ederek hep beraber ileri gideceğiz.
Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.
Meclisçe 29/30 Ekim 1923 gecesi saat sekiz buçukta verilen
cumhuriyet kararından onbeş dakika sonra da cumhurreisi seçilmek suretiyle bu iş
sona ermiş ve aynı gece yarısından sonra da her tarafta yüzbir pare top atılmak
suretiyle ilan edilmişti.
Cumhuriyetin ilanından iki gün sonra Çanakayada cereyan eden,
küçük fakat mana itibariyle büyük bir hadiseyi kaydetmek isterim: Atatürk
ziyaretine gelmiş olan Yusuf Kemal Beye:
-Latife Hanım, seni görmek istiyor...
Diyor. Latife Hanım, karşısında Yusuf Kemal’i görünce, biraz dalgın ve endişeli,
soruyor:
- Nasıl kabul eder millet bunu? Acaba reisicumhurluğu hoş görür mü?
Yusuf Kemal Bey, şu cevabı veriyor:
- Hiçbir mahzur yoktur Hanımefendi... Unvan değişti. Başka bir şey olmadı. Zaten
ne zamandan beri fiilen cumhurreisi değil miydi?
Bu esnada Atatürk odaya giriyor. Latife Hanım da, ona Yusuf
Kemal Beyin dediğini anlatıyor. Bunun üzerine Atatürk:
Yok canım... diyor.
Benden vazgeçmeliydiniz. Ben Başvekil olup, çalışmalı mücadele etmeliydim.
Reisicumhur, Fevzi Paşayı yapardık...
Yusuf Kemal Bey gülüyor ve şöyle cevap veriyor:
- Hayalatla uğraşmayalım paşam.....
Cumhuriyetin ilanı kararını nerede ve kimlere söyledim?
Mustafa Kemal Paşa anlatıyor:
Gece olmuştu. Çankaya’ya gitmek üzere meclis binasını terkederken, koridorlarda
bana intizar etmekte olan, Kemalettin Sami ve Halit Paşalara tesadüf ettim. Ali
Fuat Paşa Ankara’dan hareket ederken bunların Ankara’ya muvasalat eylediklerini
o günkü gazetede, “Bir teşyi ve bir istikbal’ serlevhası altında okumuştum.
Henüz kendileriyle görüşmemiştim. Benimle mülakat için geç vakte kadar orada
intirada bulunduklarını anlayınca akşam yemeğine gelmelerini Müdafaai Milliye
Vekili Kazım Paşa vasıtasiyle tebliğ ettim. İsmet Paşa ile Kazım Paşaya ve Fethi
Beye de Çankaya’ya benimle beraber gelmelerini söyledim. Çankaya’ya gittiğim
zaman orada, beni görmek üzere gelmiş, Rize Mebusu Fuat, Afyon Mebusu Ruşen
Eşref Beylere tesadüf ettim. Onları da yemeğe alıkoydum. Yemek esnasında, yarın
cumhuriyeti ilan edeceğiz! dedim. Hazır bulunan arkadaşlar, derhal fikrime
iştirak ettiler. Yemeği terkettik. O dakikadan itibaren, sureti hareket hakkında
kısa bir program tesbit ve arkadaşları tavzif ettim. Tesbit ettiğim program ve
verdiğim talimatın tatbikatını göreceksiniz!
Efendiler, görüyorsunuz ki, cumhuriyet ilanına karar vermek
için Ankara’da bulunan bütün arkadaşlarımı davete ve onlarla müzakere ve
münakaşaya asla lüzum ve ihtiyaç görmedim. Çünkü, onların zaten ve tabiaten
benimle bu hususta hemfikir olduklarına şüphe etmiyordum. Halbuki, o esnada
Ankara’da bulunmayan bazı zevat, salahiyetleri olmadığı halde, kendilerine haber
verilmeden rey ve muvafakatleri alınmadan, cumhuriyetin ilan edilmiş olmasını
vesilei iğbirar ve iftirak ettiler.
O gece birlikte bulunduğumuz arkadaşlar, erkenden beni
terkettiler. Yalnız İsmet Paşa, Çankaya’da misafir idi. Onunla yalnız kaldıktan
sonra bir kanun layihası müsveddesi hazırladık. Bu müsveddede Teşkilatı Esasiye
kanununun şekli devleti tespit eden maddelerini şu surette tadil etmiştim:
Birinci maddenin, nihayetine “Türkiye Cumhuriyetinin şekli hükümeti
cumhuriyettir.” cümlesini ilave ettim.
ATA’NIN SON CUMHURİYET BAYRAMI
29 Ekim 1938 de Cumhuriyetin 15 inci yıl dönümü için
başkentte tertiplenen merasimde Atatürk, rahatsızlığı yüzünden hazır bulunamadı.
Bu, O’nun Dolmabahçe Sarayındaki hasta döşeğinde idrak ettiği son Cumhuriyet
Bayramı oldu.
Atatürk’e yakın kimseler, kendisini vücut bakımından sağlam,
uykusuzluğa dayanıklı bulurlar. Neşesini hiçbir zaman kaybetmez. Zamanında
eğlenmeyi iyi bilir.
Rahatsızlıkları için gene yakınları:
-Kısa ve geçici- idi, derler. Yorulmadan saatlerce vals yapar, zeybek oynar.
Sabaha kadar süren meclislerinde, sonradan ılık bir banyo yapıp, hiç uyku
uyumadan vazifesi başına geldiği, sık sık görülen şeylerdendir. Falih Rıfkı
Atay: Hafızasının kuvvetine, dikkatinin devamlılık ve aksamazlığına, çalışma
tahammülüne hep şaşardık. diye yazar.
Cumhuriyetin onuncu yılından sonra, bu dinamik ve yıpratıcı
yaşayışın ilk talihsiz neticeleri görülmeye başlar. Halsiz ve isteksiz, hattâ
iştahsız günler, aylar geçirmektedir. Ama, kendisini asıl ölüme götüren
hastalığının ilk belirtilerini, sık sık gelen burun kanamaları göstermiştir.
Öldürücü hastalığının bu ilk devresinde, soğuğa karşı eski mukavemeti
kırılmıştı. Bilhassa Hatay meselesi kendisini fazlası ile ilgilendiriyor, hattâ
üzüyordu. Bu hayati konuyu, Türkiye’yi savaşa sokmadan, fakat Hatay’ı da,
Fransız mandasında bırakmaksızın kesinlikle halletmek kararındaydı. Hekimler,
durumun bu nazik safhasında, kendisine aylarca yatakta mutlak bir dinlenme ve
kesinlikle içki, yemek perhizi vermişlerdi. Ata, bunu hiç kale almadı. Bilhassa
Hatayın kurtulması için gerekli tedbirlerle, saati saatine, günü gününe bizzat
alâkalandı.
1938 yılının 19 Mayıs Gençlik Bayramı, böyle hüzün verici,
kendi sıhhati bakımından kötümser bir hava içinde geldi. Her şeye rağmen Ankara
Hipodromunda yapılan törene katıldı. Çok sevdiği Türk Gençliğinin karşısına
çıktı.
1938 yılının 10 kasımına yakın günlerde, Dolmabahçe Sarayının
kendisine tahsis edilmiş o mütevazı bölümünde kalıyordu. Yılbaşı söylevinin
hazırlanmasına yatakta yardım ediyordu.
Ankaraya gitmek isteğini kaybetmiş, dudaklarında ezik,
ümitsiz bir hal belirmişti.
"Bu zayıf durumda Ankaraya gitmekte bir fayda görmüyorum. Gidersem hiç kimsenin
yardımı olmadan, hiç olmazsa otomobile kadar yürümeliyim. Arkadaşlarımla
selamlaşabilmeliyim. Bunu yapamayacağımı anlıyorum." demiş.
1938 yılının Cumhuriyet Bayramı, ilk defa onun hastalık
haberinin söylentisi yüzünden, tatsız geldi. Memleketin onu duyan, seven, hasret
ve iştiyakla ya hipodromda, şeref locasından görünüşünü veya gazete sütunlarında
çıkacak fotoğrafları ile bayram havası içinde görmeye alışmış halkı, bu defa
onun sadece Meclis Başkanı tarafından vekâleten söylenmiş nutku ile karşılaştı.
Türk milleti ilk defa acı hakikati öğrendi.
Cumhuriyet Bayramının kutlandığı günün gecesiydi. Boğaziçi
vapurlarından birini kiralamış gençler, Dolmabahçe Sarayının rıhtımına yakın bir
yere vapuru yanaştırmışlar, Atatürk avazeleri ile, O’nun için gösterilerde
bulunuyorlardı. Bu bağrışmaları duyan Ata, takatinin son kertesini de aşarak,
kesik kesik deyişlerle, pencereye kadar gitmek istediğini yanındakilere anlattı.
Kollarına girdiler. Pencere kenarındaki koltuğa oturdu. Güç halle kaldırdığı
elini, pencerenin dışına güçlükle uzatıp salladı. O zaman, vapuru dolduran
gençlerin safından "yaşa yaşa Atatürk... Atatürk..." diye bağırıp, salvo halinde
alkışları duyuldu. Sonra hep bir ağızdan:
"Dağ başını duman almış Gümüş dere durmaz akar..." diye, kendisinin çok
sevdiğini bildikleri marşa başladılar.
Atatürk, odada bulunanlara bir ürperti veren ses titreşimleri
içinde mırıldandı:
- Bu bayramlar ve yarınlar sizindir, gülegüle...
Sonra arkasını döndü. Kendisini tekrar ölüm yatağına götürmeleri için işaret
etti...
Muhittin Nalbantoğlu
GERİ
|