 |
| Al Bayrak |  |
| Atatürk |  |
| İlker Başbuğ |  |
| Rauf Denktaş |  |
| Bekir Akoğul |  |
| Açık Mektuplar |  |
| İçerik |  |
| Fikir Yazıları |  |
| Ülkücü Kalemler |  |
|
Ahmet YılmazBekir AkoğulÖzgür ÇelikRecep KüçükizsizZiyaretçi Yazar | |
| Mehmetçik Vakfı |  |
| Türkmen Cephesi |  |
| Basın ve Medya |  |
| Bağlantılar |  |
| Arama |  |
| Fotoğraflar |  |
| Bozkurtlar |  |
| Site İzlenimi |  |
Şu ana kadar 766881 sayfa izlenimi aldık. Başlangıç: Haziran 2008 | |
| İrtibat |  |
|  |
SEVD??? ?ARKILAR
FİKİR YAZILARI
7 EKİM DARAĞAÇLARINDA CAN VEREN ŞEHİTLERİMİZİ ANMA GÜNÜ
Şehitlik, Allah indinde peygamberlikten sonra gelen en üst
mertebedir. Yüce dinimizi yaymak ve yaşatmak, Allah Azimmüşşan’ın adını
yükseltmek gayesi uğrunda canlarını feda edenler cennetle müjdelenmişlerdir.
Hedefi, Nizam-ı Alem’i kurmak, vazifesi ila-yı Kelimatullah’ı yaymak olan ve bu
uğurda vatan, millet ve devletin bekası için çarpışarak şehit düşen Ülkücüleri
anmak gayesiyle her yıl Gün Sazak’ın şehadet tarihi olan 27 Mayıs’ta yapılan ve
biiznillah kıyamete kadar devam edeceğinden de şüphe etmediğimiz bu faaliyet,
bütün şehitlerimizin aziz hatıralarını yaşatmak için olduğu kadar, bu dava için
can verecek nesillerin yetişmesine de güzel bir vesile teşkil etmektedir.
7 Ekim’in 27 Mayıs’tan ayrı olarak belirlenip anılması, Ülkücü Hareket’in
Türkiye’de hakim olan mevcut düzene karşı mücadelesini vurgulamak, bu mücadelede
darağaçlarına varıncaya kadar düzenin tuzaklarında can vererek bayraklaşan Ülkü
erlerinin davalarını bıraktıkları yerden sürdürdüğümüzü ve bu batıl düzeni yıkıp
Müslüman-Türk’ün huzur, mutluluk ve refah içinde yaşayacağı Hakk’ın hakim olduğu
bir sistem kuruluncaya kadar devam edeceğimizi de ilan etmek gayesiyledir.
Bilinsin ki, Ülkücü Hareket’in ilk günden beri mevcut düzenle olan savaşı,
devlete hakim olan hainlerin emniyet işkencehaneleri, cezaevleri, oligarşik
mahkemeler ve darağaçları ile durdurulmaya çalışılmıştır. İşte, mücadelemizin
asıl gayesini ortaya koyan ve Ülkücü Hareket’in “Milliyetçi Türkiye” ve
“Nizam-ı Alem için iktidar olma” kararlılığını sergileyen bu savaşın
sembolleri darağaçlarında “La ilahe illallah” diyerek Hakk’a yürüyen
şehitlerimizdir.
Daha cumhuriyetin kuruluşundan başlayarak Türk Milleti’nin kimliğine, benliğine,
inanç ve genel kabullerine ters düşen uygulamaların karşısına dikilen, yüce
dinimiz ve asil milletimizin müdafasını yapanlar gibi Ülkücü Hareket’in
mensupları da devlet kademelerine yuvalanmış, bedeni ve ruhu satılık
idarecilerin düşmanlığına uğramışlardır.
İçten içe sürekli devam eden ve zaman zaman da su yüzüne çıkan bu mücadelenin
ilk patlamalarından birisi 1944’te olmuştur. Resmi ağızların daha o zamanlar
itiraf ettiği bu savaş sebebiyle o günlerde bu mücadelenin bayraktarlığını yapan
bir avuç kahramanın zulüm görmesine “tabutluk”larda inletilmesine, mahkemelerde
süründürülerek istikballerinin yok edilmesine yol açan takibatla, Ülkücü Hareket
sadece mevcut düzenin muhalifi değil aynı zamanda devletin alternatifi olduğunu
da ortaya koyuyordu.
1970’li yıllarda Ülkücü Hareket’in, milletin özünde bulunan cevherin yok
edilmeye çalışılmasına seyirci kalacağını sananlar, bildikleri bütün yolları
deneyerek milletimizi iğfale kalkıştılar. Fakat, iman dolu göğüslerini milletine
siper eden bir avuç serdengeçtiyi karşılarında buldular. Binlerce Ülkücü, kara
toprağın bağrına düştü.
Vatan, millet, din ve devlet Ülkücülerin kutsallarıydı... Asla kirletilemez ve
kimsenin de keyfine bırakılamazdı. Lakin, yerli ihanet çeteleri bütün bu kutsal
değerlerimizi çepeçevre sarmışlar, bizi yok etmek için düşmanlarımızla
işbirliğine dahi girişmişlerdir. Bu, yaşanan facianın en dehşetli taraflarından
birisidir. Düşünün ki, Allah rızasından gayrısını gözetmeyen insanlar, başta
komünistler olmak üzere bütün dış güç maşalarının hedefi olurlarken, bir de
devlet kademelerine yerleşmiş, kokuşmuş zihniyetin temsilcileri de bu hainlerle
kol kola, omuz omuza Ülkücülerin üzerine geliyorlardı.
Biliyor muydunuz, binlerce şehidimizin ne kadarı bizzat polis, asker, gardiyan,
bekçi ve doktor gibi devlet memurları tarafından katledilmiştir? Bu durum,
Ülkücülerin, Türk milliyetçilerinin, Nizam-ı Alem savaşçılarının asla
dikkatinden kaçmamalıdır. Emniyetlerde günlerce süren işkencelerde can verenler,
cezaevlerinde gardiyanların sadist duygularının kurbanı olanlar, hastahanelerde
vaktinde müdahale edilmeyerek veya kasıtlı olarak verilen yanlış ilaçlarla ölüme
terkedilenler, asker ve polislerin kurşunları ile delik deşik edilenler...
İşte, bu kanlı ve dehşet verici tablonun bir parçasını da “Darağacında Can
Verenler” oluşturmaktadır. Ülkücü Hareket'i, millet vicdanında da mahkum
edilebilmek için kurulan "Türk Milleti adına" karar vermek iddiasındaki
düzmece mahkemelerde fikirleri ve vicdanları kiralık hakimler, Türk Adalet
tarihinde ebediyen kara bir leke olarak kalacak bir kararla masum ve mağdur
ülküdaşlarımız, yiğit ülkü beğleri için idam hükmü veriyorlardı.
Bu güdümlü, insafsız ve adaletsiz kararlar ise esas vazifeleri olan askerliği
yapmaktan bihaber, salonlarda kadeh tokuşturmayı marifet sanan, devleti kendi
mallarıymış gibi gören, Amerika'dan emir alan generalller tarafından insanlık
kuralları ihlal edilerek infaz ediliyordu.
7 Ekim 1980... İşte zulmün kanlı elleri tarafından boğazlanan ilk şehit :
MUSTAFA PEHLİVANOĞLU...
"Allahu Ekber.! Allahu Ekber.!" Yiğit Mustafa, idam sehpasına yürürken imanının
olan gücüyle Hakk’ı haykırıyor, gördüğü bütün işkence ve eziyetlere rağmen
eğilmemek ve yıkılmamak için başı dik vaziyette Allah’ın nasip ettiği şehadet
şerbetini içmek üzere zalimlere karşı mağrur bir tavırla ilerliyordu.
Soğuk bir Mart sabahı acılar içinde ipe çekildi, FİKRİ ARIKAN...
Aylardır bekletildiği ölüm hücresinden bir gece sabaha karşı alındığında ağızını
açıp da cellatlarına bir tek kelime bile söylemeye tenezzül etmedi. Hakk’ın
çizdiği hayat yoluna tevekkül ederek O’na yürüdü...
Mübarek Ramazan’ın gelişi ile içimizdeki ümitler de canlanmış, ALİ BÜLENT
ORKAN’ın akıbeti hakkında olumlu gelişmeler beklemeye başlamıştık.
Hakikaten, mübarek Ramazan’ı gönül rahatlığı ve huzur-u vicdan ile geçirmiş,
yaklaşan mübarek Kurban Bayramı’nın hazırlıklarını düşünüyordu. İlkbaharın
gelişi ile yeşillenen Hüseyin Gazi Dağı’nın yamaçları artık kavruk sıcağın
tesiri ile ala-kırmızı bir renk almaya yüz tutmuştu. İşte, böyle sıcak bir
Ağustos ayının geceyarısı aldılar Ali Bülent’i... Tavizsiz ve ivazsızdı;
eyvallahı yoktu hiç bir kula. Takdir-i İlahi gün doğarken tecelli etti: "Onlar
diridirler fakat siz farkında değilsiniz”
SELÇUK DURACIK ve HALİL ESENDAĞ...
Batı Anadolu’nun yiğit Ülkücüleri... Buca Cezaevi’nde haysiyet ve vekarlarını
korumak için açlığı tercih edecek kadar şereflerine düşkün, idamlarından önce
emniyet işkencehanelerine çekilecek kadar büyüktüler... Ey Manisa, sultanlar
yetiştiren şehzadeler şehri Manisa..! Evlatlarına kıyacağını bilsen, o
devletlüleri koynunda besler miydin?
AHMET KERSE...
Suçlu değildin ama zat-ı şahanelerin denge politikası için bir kurban
aranıyordu.. Sen seçildin... Bıçak gibi kesen bir soğuğun hakim olduğu alaca
karanlık bir Gaziantep sabahında “kelime-i şehadet”lerle gerçek sevgiliye
kavuştun. "O’ndan geldik, O’na dönücüleriz"
CEVDET KARAKAŞ...
Elazığ’ın bu mert delikanlısı şehadetinden sonra sahip çıkanı olmadığı için
belediye tarafından “Garipler Mezarlığı”na kaldırıldı. 12 Eylül adaletinin kanlı
cellatları, vatan kurtaran komutanlar, Cevdet, sehpada sallanırken Hilton
Oteli’nin lobisinde eğleniyorlardı.
CENGİZ BAKTEMUR...
Ağıtlar yakılan bir yiğit, ağlamak yetmez ardından.. Şühedeya karışmadan önce
tam bir iman ve ihlas abidesi idi. Yılmadı, yıkılmadı ve asla boyun eğmedi din
düşmanlarına... Onu asmaya götüren askerlerin başında bulunan subay, belki de
geleceğin en büyük hatasının kendine işlettirildiğini hissediyordu. Zaten çok
geçmedi hemen o yılın başında doğunun isyanı başladı... Denge olsun diye alınan
Cengiz’in başı, büyüyor büyüyor ama büyüdükçe uzaklaşıyordu.
ALLAH CÜMLESİNE RAHMET EYLESİN.
1991 senesinden bu yana gelenek haline getirerek her yılın Ekim ayının 7. günü
veya o günün bulunduğu haftasonunda andığımız DARAĞACINDA CAN VEREN ŞEHİTLERİMİZ
için bütün teşkilatlarımızda toplantılar düzenlemesi, mevlüt ve Kur’an
okutulması, günün mana ve önemine dair konuşmalar yapılarak bütün mensuplarınıza
anlatılması üzerimize vazifedir.
Recep Küçükizsiz
GERİ
|  |
| Gökbayrak |  |
| Başbuğ |  |
| A. Türkeş Vakfı |  |
| İnancımız |  |
| Kuran Dinle |  |
| Hadis |  |
| Ülkücü Şehitler |  |
| 9 Işık |  |
| Ozan Arif |  |
| Türkiye Enstitüsü |  |
| Ümit Özdağ |  |
| Milli Davalarımız |  |
| Anket |  |
| Ocak |  |
| Günün müziği |  |
|

MÜZİK DİNLE
| |
| ARŞİV'DEN |  |
| 
|